Kategoriler
Politika

Danimarka'da mülteciler sosyal ölüm kampında yaşamaya zorlanıyor

Danimarka'yı düşünün ve muhtemelen zihninizde Orta Çağ tasarımı, hygge ve bisiklete binen insanları içeren bir resim oluşur. Ancak Noir TV dizisi The Bridge'in izleyicilerinin bildiği gibi, Danimarka aynı zamanda yabancı düşmanlığı ile kuşatılmış bir ülkedir. Danimarka'da sığınmacılar için bir kamp ağı ve gözaltı merkezi bulunmaktadır. Ülke, yasal olarak tanımlanmış gettolara sahip; “Batılı olmayan göçmenler” ile dolu alanlar. Bunlara daha çok sosyal ölüm kampları adı veriliyor.

Sosyal ölüm ile göçmenler toplumdan izole ediliyor

Ancak Danimarka'da açıkça çürümüş olan bir şey varsa o da Batı siyasetinde bir istisna olmaktan uzak olan, eski liberalizmin temelindeki göçe karşı beyaz düşmanlığıdır. Danimarka, yeni bir strateji oluşturmak için Avustralya ve İsrail taktiklerini kullanıyor: Mülteciyi toplumdan uzaklaştırıyor.

sosyal ölüm kampları
Danimarka'da göçmenlerin toplandığı gözaltı merkezi

Danimarka göçmen bakanı Inger Støjberg, iltica sistemindeki insanlar için şartların dayanılmaz hale getirilmesi niyetinde olduğunu söyledi. Bu nedenle Kopenhag dışındaki Sjælsmark Gözaltı Merkezi gibi ülkenin birçok yerinde mültecilerin getirildiği özel bölgeler bulunuyor.

Sjælsmark, sığınma başvurusu reddedilen ancak ülkesine geri gönderilemeyen kişileri içermektedir (teknik olarak “AB yasalarına göre“ sınır dışı edilmesi reddedilen sığınmacılar”). Lüks banliyöde, göz altında tutulanlar için dükkan veya başka olanaklar bulunmamaktadır. Şehirden kampa ulaşmak iki otobüs ve bir trenle yaklaşık iki saat alıyor. Araba ile sadece 30 dakika, ancak kimsenin arabası yok.

Sjælsmark, Danimarka Cezaevi ve Probasyon Servisi tarafından yönetilmektedir. Ziyaretçiler hükümet merkezlerine sadece bir asistan tarafından davet edildiğinde girebilirler. Sığınmacılar için topluluk tabanlı bir kaynak merkezi olan Trampoline House bölgeye giriş yapabilen birkaç organizasyondan biri.

İLGİLİ:  Grönland köpek balığı: En uzun yaşayan omurgalı hayvan

Kampta yalnızca 2000 mülteci barınıyor

Kampta, içlerinde Etiyopya gibi Afrika ülkelerinin de olduğu dünyanın birçok yerinden gelen mülteciler bulunuyor. Kampa her gece 22:00'da kendi sakinlerine dahi kapalı olan heybetli bir kapıdan erişiliyor. Aileler eski askeri kışlalarda yaşıyor. Sakinler buna "kamp" adını veriyor ve etrafları henüz yeni yerleştirilen 3 metre uzunluğunda güvenlik çitleri ile çevrili. Sakinler istediklerine ayrılabiliyor olsalar da hedef hapishane etkisi oluşturmak.

sosyal ölüm
Vordingborg, şehirden 100 km uzaklıkta tamamen izole bir kamp

Reddedilen sığınmacılar yasal sınırsızlıklar içindeler. Bazıları vatansız ve Avrupalı Hannah Arendt'in “haklara sahip olma hakkı” olarak adlandırdığı şeyden yoksun bırakılıyor. “Kendi” ülkeleri tarafından vatandaş olarak kabul edilmiyor ve AB onları mülteci olarak tanımayı reddediyor. Dolayısıyla hiçbir yerde yasal statüleri yok. Kampta olan insanların Danimarka'da kalması engellenmiş durumda çünkü parmak izleri ilk kez Yunanistan'da alındı. AB’nin Dublin Yönetmeliğine göre, bir sığınmacının parmak izinin alındığı ilk ülke onları iltica için işlemek zorunda.

Danimarka yerleşimci kolonisi bir zamanlar Karayipler, Afrika ve Asya'daki sömürgelerini işçi haline getirmiş olsa da, şimdi onların soyundan gelenlerden istedikleri tek şey uzaklara gitmeleri. Bu amaçla, Sjælsmark sakinleri çalışamaz veya sosyal yardım talebinde bulunamazlar. Yemek yapmaları, mobilya yapmaları (yatak, bir masa ve sert sandalyeler hariç) veya odalarını dekore etmeleri yasaktır. Halı veya kilime izin verilmez. Televizyon ya da internet servisi yoktur. Kampın sakinleri, çok yüksek tavanlı soğuk ve yedek odalarda yaşıyor. Suç işlememiş olan bu sığınmacılar her şeye rağmen cezalandırılıyor.

İLGİLİ:  Hava kirliliğinden kaynaklı ölümlerin sayısı iki kat arttı

Yemekleri kağıt tabaklarda verilen bu insanlara karşı Danimarka devletinin amaçları arasında onların sıradan bir insan gibi hissetmelerine ve yaşamalarına engel olmak var. Birçok mahkum gibi, bölge sakinleri de her şeyden önce yemek konusunda endişeli. Hapishane ve Denetleme Servisi, tesis dışında hazırlanan ısıtılmış yiyecekler sunuyor. Ancak bunlar herkes tarafından yenilemez olarak tanımlanıyor. Kafeteryadaki koşullar o kadar kötü ki tüm ziyaretçilere yasaklanmış durumda. Kafeteryaya yürüyemeyen hasta veya hamile olan insanlara yiyecek getirilmiyor. Hastalıklarının gerektirdiği diyet tercihleri hiçe sayılmakta. Danimarka cezaevi sisteminde ve sığınmacıların gönderildiği ilk kabul kamplarında yemek pişirmeye izin verilmekte; ancak burada değil.

Çocuk mültecilerin eğitime dahil olması engelleniyor

Jamaikalı sosyolog Orlando Patterson kamplardaki köleliği ifade etmek için “sosyal ölüm” terimini kullandı. Danimarka devletinin sığınmacılara yapmaya çalıştığına bakılırsa bu terim hafif bile kalıyor. Filistinli bir ziyaretçi, şartların hapsedildiği İsrail hapishanesinde olduğundan daha kötü olduğunu gördüğünde şok olduğunu belirtti.

sosyal ölüm
Mültecilerin hapsedilmesi planlanan Lindholm adası

Bu sosyal ölüm, kamptaki 100'den fazla çocuğa kadar uzanıyor. Minik oyun alanı dışında, çimlerde ya da dışarıda dışında oynamaları yasak. Danimarkalı okullara devam etmelerine izin verilmemektedir ancak Kızıl Haç tarafından düzenlenen anaokulu seviyesindeki bir tesise, yaşları ne olursa olsun gitmeleri gerekmektedir. Orada sunulan tek aktivite ise boyama.

Danimarka mülteci kamplarında uygulanan işkence, insanlardan bilgi almaya yönelik yapılan fiziksel bir işkence değil; daha çok küçük düşürmek için tasarlanmış psikolojik bir işkence. Kamptaki sakinler, devletin kendilerini yer altına inmeye ya da başka ülkelere gitmeye zorladığını düşünüyor. Her iki eylem de yasa dışı olsa da, devletin mültecilerin ortadan kaybolmasını sağlama isteğini yerine getirecektir.

İLGİLİ:  Her yıl vücudumuza 70.000'den fazla mikroplastik giriyor

Bu toplumsal ölümün içinden yine de örgütlenebilen mülteciler çıktı. Açlık grevi de dahil olmak üzere bulundukları koşullara karşı her hafta gösteri düzenliyorlar. 5 Aralık'ta hükümete sesini duyurmak isteyen bir mülteci, “Danimarka'da iltica etme hakkımız var ve aynı zamanda durumumuz için çözümler bulunana kadar normal bir yaşam sürdürme hakkımız var.” dedi. Danimarka bu hakları kabul etmek istemiyor. Daha doğrusu, onların var olduğunu reddediyor.

Bu koşullardan en kötü olanları azaltmak için yasalar önerildi. Değerlendirmeye alınması için 5 milyonluk ülkede 50.000 imza toplanması gerekecek. Buna rağmen, sığınma talep edenlerin kabul edilmesi için hala Sjælsmark'taki kampta en az iki yıl geçirmeleri veya diğer bir anlamda "hayatta kalmaları" gerekiyor: Sosyal ölüme son vermenin tek yolu bu kampların kapatılması.

Bu muhalefete cevaben, Danimarka hükümeti daha agresif adımlar attı. Avustralya’nın Nauru’daki mültecileri yakalama ve sınır dışı etme stratejisini benimseyerek, hükümet kampta "başarılı" olamayan sığınmacıları uzak Lindholm adasında barındırmak istiyor. Bunu yaparak, Danimarka sığınmacıları tecrit ve dışlamaya maruz bırakarak psikolojik işkencelerini artırıyor.

Konu mültecilere geldiğinde Avrupa, Trump'ın yönetimindeki ABD'den daha da gaddar görünüyor. Gözaltı kamplarının tamamen ortadan kaldırılması tek yoldur.

Danimarka'da mülteciler sosyal ölüm kamplarında hayatta kalmaya çalışıyor yazımız burada son buldu. Daha fazla içerik için bu bağlantıyı takip edebilirsiniz: https://evrenatlasi.com/k/politika/

Yazar Burcu Kara

Genellikle modern tarih, yakın tarih ve popüler bilim üstüne içerikler üretiyor. Özel ilgi alanları arasında Kuzey Afrika ve Güney Amerika'nın sömürge tarihi ve Avrupa'daki eski monarşiler yer alıyor.