Kategoriler
Tarih & Kültür

Hicret ve Hz. Muhammed'in Medine'ye dönüş hikayesi

Hicret hakkında bir yazı hazırladık. 622 yılının bir yaz sonu akşamı geç vakit, deveye binmiş iki adam gürültülü, toz toprak içindeki Mekke'den sessiz sedasız ayrılıp, uçsuz bucaksız Arap çölünün ıssızlığına daldılar. Üç gün yol aldıktan sonra mola verdiler, bir mağaraya sığındılar. Peşlerinden düşenler varsa onları atlattıktan emin olduktan sonra, uzun süredir yollarının gözlenmekte olduğu, 480 km kadar uzaktaki Yesrib şehrine yöneldiler.

İki yolcuyla başlayan Hicret

600 civarında Yathrib tablosu
600 civarında Yathrib tablosu

İki yolcudan yaşca büyük olanı, altmışlarına gelmiş, ağırbaşlı, saygı uyandıran biriydi; ötekiyse 50 yaşlarında, sağlam yapılı, açık renk tenli yakışıklı bir adamdı. Arap geleneği uyarınca isimleri ait oldukları kabileyi ve soylarını belli ediyordu, ama onlar tarihe, İslam dininin peygamberi Hazreti Muhammed ve ilk halifesi Hazreti Ebubekir olarak geçtiler.

Hazreti Muhammed'in Mekke'den ayrılışı, "Hicret" diye adlandırılır. Müslümanlar, İslamiyet'in kuruluşunda çok özel yeri olan bu tarihi, dünya tarihinde yeni bir çağın başlangıcı olarak gördüler ve İslami takvimin başlangıcı olarak kabul ettiler. Yesrib, Medinetü'n-Nebi (Peygamberlerin Kenti) olarak tanındı. Bu kent, bugünkü Medine şehri, Müslümanların bir arada bir ümmet olarak yani Allah'a ve onun sevgili kulu olan Peygamberine boyun eğerek ("Müslüman" sözcüğü,tanrı'ya boyun eğen kişi anlamına gelir), bu inanca dayandırılmış yükümlülük ve korunma bağlarıyla bir araya gelmiş bir toplum olarak yaşamaya başladıkları yerdir.

Mekke şehri iki kaynaktan zengin olmuştu, her şeyden önce burası, çölde ve büyük merkezlerde yaşayan birbiriyle kavgalı kabilelerin, çeşitli yerel tanrılara ya da kabile tanrılarına tapınmak, pazarlık etmek, kurban vermek ya da anlaşmazlıkları çözmek için toplandıkları tarafsız bir bölgeydi. İkincisi de Mekke, uzun bir ticaret yolunun üzerinde yer alan çok önemli bir uğraktı; bazen uzlaşma bazen para verme, bazen de silah kullanmaya dayalı yönetimleriyle Mekkeli seçkin bir tüccarlar sınıfı, kervanların taşıdığı değerli malların, düşman kabilelerin kol gezdiği çöllerden güvenlik içinde taşınmasını sağlayabiliyordu. Bir tacirin oğlu olarak Muhammed de bu ticareti yapıyor, kervanlarla kuzeydeki Hristiyan topraklarına kadar gidiyordu. Doğruluğu ile tanındığı için Mekkelilerce el-Sadık ve el-Emin adlarıyla anılıyordu.

İLGİLİ:  Dünya tarihi /951–1000/ Roma imparatoru I. Otto, Harald Bluetooth'un Hristiyanlığı, Maldon Muharebesi

Hicret ve putperestler

Bedir Savaşı'nda Peygamberin ordusu Bedir Savaşı'nda Peygamberin ordusu Bedir Savaşı'nda Peygamberin ordusu

Mekke şehrindeki toplumsal çöküntü, onu çok üzüyordu. Yoksullardan yana çıkması, onları savunan sözleri ve yaratılışın görkemi karşısında insanları korku ve saygı duymaya çağırması ona, Mekke'deki hemen hemen her kabileden yandaş kazandırmıştı. Ama aynı zamanda güçlü düşmanlar da edinmişti, çünkü sadece yozlaşmışlığı değil şehirde sayıları giderek artan putları da kınıyordu. Mekke bu putlara tapanlar sayesinde zenginleştiğinden, bu fikirleri Mekkelilerin hiç işine gelmiyordu. Hazreti Muhammed'in Allah inancıyla koşulsuz bir tek tanrıcılığı tebliğ etmesi, çok tanrıcılığın dayandığı toplumsal yapıyı ve Mekke zenginlerinin egemenliğini tehdit ediyordu.

Bu nedenle kendisine karşı gelişen muhalefetin başında Mekkeli zengin tacirler bulunuyordu. Bunlar Hazreti Muhammed'i çağrısından vazgeçirmek için çeşitli yolları denediler. Hazreti Muhammed'in önerilerini geri çevirmesi üzerine de zorbalığa baş vurdular. Hazreti Muhammed, Arap geleneklerince kabilesi tarafından koruma altına alındı ama diğer Müslümanlar yoğun bir baskıyla karşılaştılar. Kimsesiz ve korumasız köleler ile azatlılar ağır işkencelere uğradılar.

Bu dönemde, Yesrib'den gelen kimi hacılar Hazreti Muhammed'in konuşmalarını dinlediler ve öylesine etkilendiler ki, onu kendi şehirlerine,orada yaşaması için davet ettiler. Bu daveti kabul eden Hazreti Muhammed, önce müminlerden 70 kadarını küçük topluluklar halinde Yesrib'e yolladı. Ama Peygamber'in kendisi üç ay sonra, Allah'ın çağrısını hissettiğinde Mekke'den ayrıldı.

Hazreti Muhammed Yesrib'e gelir gelmez, durumunun ne derece nazik olduğunu keskin zekasıyla hemen kavradı. Gerçi gerek onu buraya davet etmiş olanlar, gerek ardından gelmiş olanlar onun öğretisinin sadık taraftarıydı, ama gene de onlar her zaman birbirlerine güven duymuyorlardı.

Hazreti Muhammed'in duyarlılığı Yesrib'deki evini nasıl seçtiğini anlatan bir söylenceyle kanıtlanır. Çeşitli kimselerin sunduğu konukseverlik önerilerinden biri seçmek ve seçilmeyeni üzmektense, devesini salıverdi istediği gibi yürüsün, çevredekilerden de ona yol göstermemelerini istedi. Hepsi deveye Allah'ın yol gösterdiğine inandılar. Hazreti Muhammed sonunda devenin durduğu yere bir ev İslamiyet'in ilk camisini yaptırdı.

İLGİLİ:  Dünya tarihi /701–750/ Tarık bin Ziyad'ın İspanya fethi, Bizans'ta İkonoklazm, Tours-Poitiers Muharebesi

Ancak Mekke'deki düşmanları kendisini rahat bırakmadılar. Onların kışkırttığı bazı Arap kabileleri, Medineli Müslümanlara saldırdılar. 624'teki Bedir Savaşı, Müslümanlara Mekkeli putperestlere karşı ilk zaferini kazandıracaktı.

Bedir, Uhud, Hendek savaşları

Huzur meclisi. Hazreti Muhammed her gün müminlere, kendisine vahyedilenleri anlattı
Huzur meclisi. Hazreti Muhammed her gün müminlere, kendisine vahyedilenleri anlattı

624 yılında 950 kişilik bir kuvvet Gazze'den gelmiş ve geri dönmekte olan bir kervana eşlik etmek ve korumak için Mekke'den çıktı. Bedir kuyularında Hazreti Muhammed'in, düşmanın ancak üçte biri sayısındaki adamlarıyla karşılaştılar. Müslümanlar Mekkelilere karşı ilk büyük zaferini elde ettiler. Mekkeliler ertesi yıl Uhud savaşı'yla öç almaya kalkıştılar. Bu savaşta Hazreti Muhammed'in müminleri, aralarında Peygamber'in öz amcalarından biri de olmak üzere ağır kayıplar verdiler; ama savaşı kimse kazanamadı. 627'de, 10000 kadar Mekkeliden oluşan bir ordu, üç taraftan dik kayalıklarla korunan Medine üzerine yürüdü. Hazreti Muhammed adamlarına, şehrin savunmasına yardımcı olmak üzere büyük bir hendek kazmalarını emretti. Bu basit ama etkili yöntem kuşatma sanatında deneyimli olmayan düşman süvari birliklerini tümüyle şaşkına çevirdi. Yiyecekleri de azaldığından Mekkeliler öfkeyle lanetler yağdırarak dağılıp gittiler. 628 yılında Hazreti Muhammed, büyük bir kalabalığın başında, Medine'den Mekke'ye doğru yola çıktı. Nasıl karşılık verecekleri konusunda aralarında fikir birliğine varamayan Mekkeliler on yıllık saldırmazlık anlaşması olan Hudeybiye Antlaşması'nı kabul ettiler.

İlahınız bir tek Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. O, rahmandır, rahimdir.

Kuran-ı Kerim, Bakara Suresi, 163. ayet

Ne var ki Mekkeliler sözlerini tutmayarak Müslümanların yandaşı bir kabileye saldırması üzerine Hazreti Muhammed iki yıl sonra, 10000 kişilik bir ordunun başında döndü. Mekke direnişi çöktü ve Hazreti Muhammed doğduğu şehre, hemen hemen hiç kan dökülmeden girdi.

Hazreti Muhammed şehre girer girmez, kendisine kötülük etmiş olanları bağışlayarak genel bir af ilan etti. Bunun üzerine Mekkelilerin büyük çoğunluğu kendi arzularıyla Müslüman oldular. Kabe ve çevresi putlardan temizlendi. Hazreti Muhammed Mekke'de kısa süre kaldı. Şehirde düzen sağladıktan sonra doğuya doğru yürüdü. Arabistan'daki putperest kabilelerin en güçlülerini bozguna uğrattı. Böylece putperestliğin son kaleleri de yıkıldı. 630 sonlarına doğru Suriye sınırına düzenlediği sefer sırasında bazı kabileler İslamı kabul etti, bazıları da İslam devletini egemenliği altına girdi.

İLGİLİ:  İsrailoğullarının tarihi: Çöllerden vaat edilmiş topraklara

Veda Hutbesi

Artık Hazreti Muhammed askeri ve siyasi Arabistan'ın en güçlü lideriydi. Bu nedenle çoğu Arap kabilesi İslam'ı kabul etti. Hac ibadeti bütün inananlara farz kılındı. Müslüman olmayanların Kabe'ye yaklaşmasının yasaklandığı bildirildi. 632'de Hazreti Muhammed, İslam tarihinde Veda Haccı diye bilinen ilk ve son haccını gerçekleştirdi.Bu haç sırasında "Veda Hutbesi" olarak anılan ünlü konuşmasını yaptı. İslam öğretisini özetlediği bu konuşmasında tek ve benzersiz olan Tanrı'ya iman, ahiret inancı, sınıf ve ırk ayrımı olmaksızın bütün Müslümanların eşitliği ilkesi, can, mal ve namusun dokunulmazlığı, faizin haramlığı, kan davasına son verilmesi, kadın hakları, adil gelir dağılımı, mirasın akraba arasında bölüştürülmesi gibi konularda İslam'ın getirdiği kuralları bir kez daha hatırlattı. Hac dönüşünde Kuran'ın son ayeti indi. Bu ayet dinin tamamlandığını ve İslam olarak adlandırıldığını bildiriyordu.

Bu kesin zaferden iki yıl sonra, o sırada 63 yaşında olan Hazreti Muhammed birdenbire öldü. Müslümanlar acı ve çaresizlik içinde ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ama Peygamber hiçbir zaman bir insandan öte bir şey olduğunu iddia etmemişti. Onun mucizesi, iletisinden ve zaferinden ibaretti. Hz. Ebubekir Müslümanlara, acılarına rağmen görevlerinin yalnızca Allah'a ve birbirlerine karşı olduğunu hatırlattı. Peygamber'in halefi ve müminlerin başı olarak benimsendi ve halife olarak selamlandı. Hz. Ebubekir'in, Peygamber'in başladığını sadakatle yürütme yolundaki kararlılığı, İslam İmparatorluğu'nu yaratan etkileyici gücün kanıtı olmuştur.

Yazar Berkay Alpkunt

Coğrafya ve astronomi üzerine geniş kapsamlı içerikler hazırlıyor. Diğer ilgi alanları canlı hayatı, bilim tarihi ve ülkeler olarak sıralanır. Aynı zamanda bağımsız video oyunlarıyla ilgilidir.