Kategoriler
Tarih & Kültür

Başkan Kennedy neden o kadar çok seviliyordu?

Bir önceki yazımızda Kennedy Suikastı hakkında detaylı bir yazı yazmıştık. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz. Kennedy yazımızın ikinci bölümünde başkanın karakterine ve neden ABD tarihinin en sevilen başkanı olduğunu ele alacağız. Elbette Soğuk Savaş'a olan bakış açısına da değinmemiz gerekecek. Ölümünü hızlandıran bazı püf noktalarını da fark edeceksiniz.

Başkan Kennedy neden o kadar çok seviliyordu?

1950'ler ekonomik açıdan Amerika için güzel yıllardı. Ancak refahın güzel olmayan bir yanı da vardı. Banliyöler gelişirken şehir merkezleri çöküyordu. Yeni zenginlik yoksullara ve siyahlara pek ulaşmıyordu. Ayrımcılığın hala sürdüğü güneyde siyahlar değişim için sabırsızlanıyordu.

John Fitzgerald Kennedy yeni çağın ürünü ilk büyük politikacıydı. Mesajını oluşturmak ve çekiciliğini pekiştirmek için yeni iletişim, televizyon ve kamuoyu yoklaması tekniklerini sonuna kadar kullandı. Demokratların başkan adayı olarak halka duymak istediklerini zarafetle, güler yüzle ve tutkuyla söyledi. "Bu ülkeyi tekrar harekete geçireceğine" yemin etti ve "yeni sınırlar" sözü verdi. Başkanlık konuşmasında "Meşale yeni bir kuşağa geçti" dedi ve vatandaşlarından "insanlık düşmanlarıyla mücadele yükünü" paylaşmalarını istedi. Bu düşmanlar zulüm, yoksulluk, hastalık ve savaşın ta kendisiydi.

Bu muhteşem bir hayaldi ve Amerikalılar, özellikle de gençler, Başkan'ı bu yüzden çok sevdiler. O, hayalleri gerçekleştiren bir prens gibiydi. Beyaz Saray bir ışıltı odağı, bir başarı hayali, bir moda olmuştu. Saray yeni Camelot, JFK de Kral Arthur rolündeydi. O dönemde pek az Amerikalı sarayın daha tatsız yanlarını biliyordu ve Kral Arthur'un, Camelot'un ve Yuvarlak Masa'nın kaderini merak edenler de endişelerini kendilerine saklıyordu.

Kennedy neyi başardı?

Kennedy Amerika'yı daha adil bir toplum haline getirme vaadini gerçekleştirme heyecanıyla yaşlılara sağlık hizmetleri sağlayan ve eğitime federal yardımı artıran yasa tekliflerini onayladı. Eğitimde, istihdamda ve kamu binalarında ayrımcılığa son veren yasalar çıkararak Amerika'ya ırklar açısından eşitlikçi bir düzen getirmeye öncelik verdi. Ancak Kennedy'nin sosyal programı kendi partisinde bile bazıları tarafından "sinsi bir sosyalizm" olarak görülüyor ve önerileri çoğu zaman, erteleniyor ya da reddediliyordu. Siyahlara karşı şiddeti bastırmak üzere Alabama ve Mississippi'ye asker gönderdi, ama insan hakları programına hem kuzeyli Cumhuriyetçiler hem de güneyli Demokratlar karşı çıktılar. Şiddet devam etti ve Kongre bir şey yapmadı.

İLGİLİ:  Sovyet propagandasında sanat ve muhteşem afişler

Asgari ücretin artırılması, işsizlik sigortasının geliştirilmesi gibi başarılar da yok değildi. Kennedy iki yıl on ay içinde hayalindeki iddialı yasalardan pek azını çıkarabildi. Öte yandan, hırsı ve ileri görüşlülüğüyle kendisinden sonra gelenlerin tamamlayacakları pek çok olumlu gelişmenin temellerini attı.

Başkan'ın öldürülmesi bir plan mıydı?

JFK suikastı öylesine çarpıcı bir olaydı ki, Warren Komisyonu'nun vardığı sonuç, yani Başkan'ın "tek başına bir suikastçı" tarafından öldürülmüş olduğu iddiasının sorgulanması kaçınılmazdı. Pek çok insan böylesine alçakça bir eylemin amaçsız olabileceğine inanmakta zorluk çekiyordu. Teoriler çığ gibi çoğaldı ve olay Lee Harvey Oswald'ın büyük bir komplonun nispeten masum bir üyesi olduğunu öne süren bir senaryoya dönüştü. Komplo teorisini destekleyen bulgular şöyle sıralanıyordu:

  1. Konvoyun önündeki çimenlik tümsekten de silah sesleri duyulmuştu.
  2. Oswald o sürede bütün atışları yapmış olamazdı.
  3. Ruby'nin mafya bağlantıları vardı ve Oswald'ı ortadan kaldırması söylenmişti; ya da Dallas polisiyle bağlantıları vardı.
  4. Bir düzineden fazla tanık ve birkaç müfettiş de öldürülmüştü.
  5. Oswald'ın mafyayla bağlantıları vardı; hem Başkan hem de kardeşi Robert çetelere savaş açmıştı.
  6. Warren Komisyonu Ruby'nin ifadesini görmezden geldi.
  7. 1970'lerde kurulan bir komite FBI ile CIA'nın Warren Komisyonu'na yalan söylediklerinin ve bilgileri gizlediklerinin kanıtlarını ortaya çıkardı.

Süper güçlerin karmaşık rekabeti Fidel Castro'nun 1959'da iktidara geldiği Küba'da şiddetlendi. Castro'nun Sovyetler Birliği yanlısı olması nedeniyle ABD hükümeti Castro karşıtı asilerin işgalini desteklemeye karar verdi. Kennedy iktidara geldiğinde bu çılgınca planı masada buldu. Küba'nın işgali Nisan 1961'de Domuzlar Körfezi'nde fiyaskoyla sonuçlandı.

Yeni durum Castro'nun destekçisi, Sovyet lideri Nikita Kruşçev'in eline bir fırsat verdi. Kennedy ile Kruşçev Haziran 1961'de Viyana'da buluştuklarında Sovyet lideri Kennedy'nin zayıf biri olduğu kanısına vardı. Biraz da bu nedenle Ağustos 1961'de Berlin Duvarı'nın inşa edilmesine izin verip Küba'ya nükleer silahlar konuşlandırmaya karar verdi.

Ekim 1962'de ABD'nin çektiği hava fotoğrafları füzelerin yerlerine yerleştirildiğini ve diğerlerinin de gelmekte olduğunu gösterdi. Sovyet füzeleri yakında Amerika'nın en büyük şehirlerini vurabilecek konumda olacaktı. Kennedy buna sertçe ama temkinli bir şekilde tepki verdi. Küba'ya hava saldırısı çağrılarını, askerler söz konusu füzelerin tamamen imha edileceği konusunda garanti veremedikleri için reddetti, ama denizden abluka başlattı.

Süper güçler iki hafta boyunca göz göze bakıştılar, ancak sonunda gözlerini kırpan Krusçev oldu. Türkiye'deki Amerikan füzelerinin kaldırılması şartıyla füzelerini geri çekti. Her iki taraf da nükleer savaşa bu kadar yaklaşmış olmanın dehşetiyle geri adım attılar ve dünya bir kez daha nefes aldı.

İLGİLİ:  Sovyet propagandasında sanat ve muhteşem afişler

Sovyetler Birliği iki ülkenin elindeki nükleer silah miktarı arasındaki uçurumu kapatmaya çalışsa da, iki süper güç tehdidi azaltmak için ciddi görüşmelere başladılar. İlk sonuç Ağustos 1963'te Moskova'da imzalanan bir anlaşma oldu. Bu anlaşma yer altındaki kontrollü patlamalar dışında tüm nükleer denemeleri yasaklıyordu.

Kennedy'nin mirası ne oldu?

Kennedy'nin halefi Lyndon B. Johnson'a çözmesi için ciddi ulusal ve uluslararası sorunlar kaldı. 1961'de Güney Vietnam'a demokratik ve antikomünist bir hükümet kurmaya yardımcı olmak üzere 2000 "danışman" gönderilmesi kısa dönemli, küçük bir müdahale olarak algılanmıştı. Kennedy bu gücü 18000'e çıkardı ve Kuzey Vietnam'ın köylü ordusunun kısa zamanda yenileceği varsayıldı. Kennedy öldürüldüğünde bu tez kuşkuyla karşılanır olmuştu bile.

Johnson döneminden itibaren Vietnam bir türlü içinden çıkılamayan bir faciaya dönüştü. Cephede sayılan 500000'e varan Amerikan askeri vardı. Güney Vietnamlılar yoksul ve beceriksizdiler, Kuzey Vietnam'da ise düzenli bir ordu ve onları destekleyen acımasız Vietkong gerillaları vardı. Ocak 1973'te, 57000 Amerikan askeri kaybedildikten ve belki de 1 milyon Vietnamlının ölümünden sonra, Amerika geri çekildi.

Johnson içişlerinde Kennedy'nin yolundan yürüdü. "Büyük Toplum"u kurmak için muazzam bir program başlattı. 1961 Vatandaşlık Hakları Yasası ve Oy Verme Hakları Yasası'yla Kennedy'nin ideallerini parti gerçeğine dönüştürüp, sonunda oy sandığında siyahlara eşitlik tanıdı. Ancak siyahlar Washington'da çıkarılan yasaların yaşanan ayrımcılığa mutlaka son vermediğini gördüler.

Johnson, Kennedy'nin yoksulluğa karşı kampanyasını da devam ettirdi. Kennedy'nin uğraşıp sonuç alamadığı mesleki eğitim, bölgesel kalkınma, kentsel yenilenme, sosyal güvenlik ve hatta yaşlılara sağlık hizmetleri yasalarını çıkardı.

Başkan Kennedy neden o kadar çok seviliyordu? yazımız burada son buldu. Benzer içerikler için: https://evrenatlasi.com/k/tarih-kultur/

Yazar Berkay Alpkunt

Coğrafya ve astronomi üzerine geniş kapsamlı içerikler hazırlıyor. Diğer ilgi alanları canlı hayatı, bilim tarihi ve ülkeler olarak sıralanır. Aynı zamanda bağımsız video oyunlarıyla ilgilidir.