Kategoriler
Bilim & İnsan

Jan Purkinje | Görme üzerine araştırmalar ve nörobilim öncüsü

Nörobilim 18. ve 19. yüzyılda bir disiplin değildi. Sinir sisteminin yapısını, kendi içindeki haberleşmeyi ve algısal deneyim bağını aydınlatmak için bir araya gelen pek çok girişimin sonucunda ortaya çıktı. Zamanının en ünlü bilim insanlarından Jan Purkinje nörobilimin doğuşunda yer aldı ve bugün halen kalbinde yer alan yapılara, süreçlere ve olgulara çok büyük katkılarda bulundu. Aslında kalbi çevreleyen liflere Purkinje lifleri denmesinden anlaşılabileceği gibi kalbin kendisini de incelemişti.

Nörobilim biyoloji bilimlerinden ortaya çıkmıştı çünkü kavramsal yapı taşları ayrıştırılmış ve ne şekilde düzenlenecekleri araştırılmıştı. Purkinje histoloji hücrelerin anatomisinin mikroskobik incelenmesi – eğitimi almadı ama bu disiplinin babası oldu.

Jan Purkinje kimdir?

Jan Evangelista Purkinje, Bohemya'da, Libochocive'de doğru. Ana dili Çekçeydi. İsminin dokuz farklı yazımı bulunmuştur ama yayımlarının büyük çoğunluğunda Almanca yazımı tercih etti. 1850'de Prag'a döndüğünde Çekçe yazımı, Purkyně'yi kullanmaya başladı. Purkinje'nin çalışmaları pek çok farklı disiplinden öğrenciyi büyülemiştir ama daha ziyade bazıları kendi adını taşıyan, ilk hücre tanımlamalarıyla bilinir: Örneğin beyincikteki Purkinje hücreleri.

Yapı ile işlevi ilişkilendirme girişimlerini takdir eden fizyolojistler, kendi üstünde denediği ilaçlarla yaptığı kahramanca deneylere hayranlık duyan farmakologlar ve kimlik tespiti için parmak izinin kullanılmasındaki rolünü bilen adli tabipler tarafından değeri kabul edilmiştir. Ancak bütün bu başarıları, başlangıçtaki görmeyle ilgili incelemelerini takip etmişti. Purkinje henüz Prag'da öğrenciyken kendi görme yetisi üzerinde çalışmaya başladı ve uzmanlık tezinde gözlemlerini genişleterek bir araya getirdi. Bir dizi öznel görsel olguyu tanımlama ve nesnel terimlerle bunları açıklama üzerinde çalıştı.

Görme olgusuna dayalı keşifler

Modern boyama teknikleri yardımıyla görülen Purkinje hücresi (yeşil). Purkinje'nin zamanındaki boyama teknikleri ve mevcut mikroskoplar sebebiyle hücrenin sadece büyük gövdesini görüp tek bir Purkinje hücresinin dallanmasını görememiş olması bilimin ironilerinden biridir
Modern boyama teknikleri yardımıyla görülen Purkinje hücresi (yeşil). Purkinje'nin zamanındaki boyama teknikleri ve mevcut mikroskoplar sebebiyle hücrenin sadece büyük gövdesini görüp tek bir Purkinje hücresinin dallanmasını görememiş olması bilimin ironilerinden biridir

Görme fizyoloji ve psikolojiyi birleştiren bir bağ sunar. Purkinje'nin incelemelerini güçlendiren de bu bağdır. Jan Purkinje mükemmel bir gözlemciydi, pek çok görme olgusu onun adıyla anılır: Purkinje etkisi, Purkinje görüntüleri ve Purkinje damar figürü. Bunlar 1823 ve 1825 tarihli, yeni bir araştırma alanı başlattığı düşünülebilecek, nesnel görme olgusu üzerine yazdığı kitaplarında tanımlanmıştır. Devlerin omuzlarında durarak diğerlerinden daha uzağı görmemiştir; aksine kendi içine bakmış ve günümüze dek araştırmaların devam ettiği görme duyusunun dünyasını keşfetmiştir.

Purkinje 1823 yılında Breslau Üniversitesine'ne (bugün Polonya, Vroclav, ama o zamanlar Almanya, Prusya'ydı). Açılış konuşmasında, kornea ve göz merceğinin yüzeyinden yansıyan görüntüleri tanımladı; şimdi bunlara Purkinje görüntüleri denmektedir ve uyum mekanizmasını – odaklanmayı – tespit etmek için ve de göz hareketlerini izleme tekniklerinde kullanılır. Ayrıca dokuz ana parmak izi deseni ve oftalmoskopun dayandığı ilkeleri gösterdi.

Vertigo üzerine deneyleri takip eden vestibüler (beden denge sistemi) araştırmaları için temelleri attı: Bedenin döndürülmesinden sonra gözlerin hareketini belirleyerek başın konumuna bağlaması, kendinden sonraki (Ernst Mach, Josef Breuer ve Alexander Crum Brown gibi) araştırmacıların iç kulaktaki hareketi hisseden, dengemizi ve uzaysal konumumuzun farkındalığını destekleyen yarım daire kanallarının hidrodinamik teorisini, açık ve net şekilde ifade etmelerini mümkün kıldı. Görme biliminde Purkinje, belki de en çok şafak ya da gün batımında renklerdeki parlaklığın değişimini tespit etmekle tanınır: Gün doğumundan önce kırmızı nesnelerden daha parlak gözüken mavi nesneler, gün doğumu sonrası kırmızı nesnelerden daha az parlak gözükür.

Bunu şöyle tarif etmiştir:

"Nesnel aydınlanmanın derecesi rengin yoğunluk niteliğinde büyük etkiye sahiptir. Bunu en canlı şekilde kanıtlamak için gün doğmadan önce, hava aydınlanmaya başlarken birkaç renk alın. Başlangıçta sadece siyah ve gri görülür. Sonra en parlak renkler, kırmızı ve yeşil en koyu gözükür. Sarı uçuk pembeden ayırt edilemez. Bana en fark edilebilir gelen mavidir. Kırmızının gün ışığında parlayan nüansları, isimleriyle karmen kırmızı, zincifre kırmızısı ve turuncu, normaldeki parlaklıklarının tersine en koyu görünürler. Yeşil daha çok mavi gözükür ve artan gün ışığıyla sarı ton belirir."

İlk fizyoloji bölümü

Purkinje görüntüleri gözün optik yapılarından bir ışık kaynağının yansımasını gösterir. Bunlar Purkinje'nin 1823 yılındaki kornea ve mercekten ve de gözün diğer kısımlarından bir mum ışığının yansımasını gösteren çizimlerdir (solda). Purkinje'nin 1823'te Breslau'daki açılış konuşmasında gösterdiği dokuz parmak izi dizgesi (sağda)
Purkinje görüntüleri gözün optik yapılarından bir ışık kaynağının yansımasını gösterir. Bunlar Purkinje'nin 1823 yılındaki kornea ve mercekten ve de gözün diğer kısımlarından bir mum ışığının yansımasını gösteren çizimlerdir (solda). Purkinje'nin 1823'te Breslau'daki açılış konuşmasında gösterdiği dokuz parmak izi dizgesi (sağda)

Bu olgu şimdi Purkinje etkisi diye bilinir, ağ tabakadaki koni ve çomak almaçların farklı spektral hassasiyetleriyle ilgilidir: Çomaklar ışığın daha kısa dalga boylarına konilerden daha hassastır. Ayrıca ağ tabakanın renk bölgelerini incelemek için bir perimetre yapmıştı. Purkinje damar figürü, göz yandan aydınlatıldığında ağ tabakadaki kan damarlarının görünürlüğüdür.

Jan Purkinje 1832 yılında Georg Simon Plössl tarafından yapılan, zamanında dünyadaki en iyi mikroskoplardan biri olan, akromatik mikroskobu edindi. Bununla beyinciğe baktı ve böylece ismini taşıyan hücreleri tanıladı. Mikroskobik inceleme için ince doku kesitlerini dilimlemede kullanılan mekanik bir aleti, mikrotomu kullanılan ilk kişilerden biriydi. Purkinje'nin Breslau'daki laboratuvarı sadece mikroskobik gözlemleri sebebiyle değil, aynı zamanda öğrencilerine keşiflerle öğrenmeyi öğrettiği ve bunun için onları yüreklendirdiğinden histolojinin beşiği kabul edilir.

Böyle bir yaklaşıma karşı çıkanlar da yok değildi. Purkinje ders verdiği sınıflara gösterimler ve laboratuvar çalışması kattığında, üniversite fakültesi, kademesini düşürdü. Ancak şair Johann Wolfgang von Goethe dahil nüfuzlu destekleyicileri vardı ve Prusya eğitim bakanı onun yönetimini tavsiye etti. Baştaki düşmanlığın üstesinden gelme çabalarına devam ederek üniversitedeki en tanınan hocalardan biri oldu. Kasım 1839'da, Purkinje dünyanın ilk bağımsız fizyoloji bölümünü kurdu. Üç yıl sonra Fizyoloji Enstitüsü'nü, dünyanın ilk resmi fizyoloji laboratuvarını açtı.

1850'de fizyoloji enstitüsü kurmak üzere Prag'a döndü. Araştırmaları genelde Çekçe basıldı. Yayınlar kurdu ve editörlüğünü yaptı ve eğitimin değerini teşvik etti. Çek kültür hayatına da müdahil oldu ve ulusal canlanmada önemli rol oynadı. Son on yılında Purkinje pek çok uluslararası onur ve ödüle layık görüldü. Ölmeden bir yıl önce Avusturya İmparatorluğu'ndaki en yüksek şeref madalyalarından birisi, Leopold-Orden şövalyeliğiyle onurlandırıldı. Prag'da öldü.

Jan Purkinje kimdir? Görme üzerine araştırmalar ve nörobilim öncüsü yazımız burada bitti. Benzer içerikler için: https://evrenatlasi.com/k/bilim-teknoloji/

Yazar Berkay Alpkunt

Coğrafya ve astronomi üzerine geniş kapsamlı içerikler hazırlıyor. Diğer ilgi alanları canlı hayatı, bilim tarihi ve ülkeler olarak sıralanır. Aynı zamanda bağımsız video oyunlarıyla ilgilidir.