Kategoriler
Tarih & Kültür

Pompei'ye dair merak edilenler

Reklam

Pompei'nin hikayesinden bahsetme zamanı. Pompei, antik İtalyan şehri Campania'da Vezüv Yanardağı'nın güneydoğu tabanındadır ve kalıntıları günümüze kadar korunmuştur. Bu yer Napoli'nin 29 km güneydoğusunda bulunuyor. 24 Ağustos 79 öğlen saatlerinde, Roma'nın ateş tanrısı Vulkan için yapılan dini kutlamadan bir gün sonra Vezüv Yanardağı büyük bir gürültüyle patladı. Ortaya çıkan volkanik döküntüler Pompei şehri üzerine yağmur olup yağdı. Ertesi gün geldiğinde yakıcı derecede sıcak gaz bulutları şehri sarmıştı. Binalar yıkıldı, insanlar oksijensiz kaldı ve tüm şehir kül ve süngertaşı örtüsünün altında gözden kayboldu.

Pompei'nin hikayesi

Pompei'nin kalıntıları yüzyıllar boyu kül tabakasının altında kalarak mükemmel şekilde korunmuştur. Bu kalıntılar ilk kez 1700'lerde ortaya çıkarıldığında tüm dünya, zamanda donmuş sofistike bir Greko-Romen kentinin keşfi karşısında hayrete düşmüştür. Şehirde, kamu binalarının arasında etkileyici bir forum ve bir amfitiyatro vardı; MÖ 4. yüzyıldan kalma lüks villalar dahil her türden ev tek tek ortaya çıkıyordu. İçeride patlamadan korunmuş insan kalıntıları vardı; bazıları kaçarken gömülmüştü; ekmek fırınlarında hala ekmek bulunan fırınlara rastlandı. Binalar ve içindekiler antik dünyadaki günlük yaşamı gözler önüne seriyordu. Bu keşif, 18. yüzyılda klasik olan her şeye ilgi duyulmasına neden olmuştu.

Vezüv Dağı ve Pompei.
Vezüv Dağı ve Pompei.

Pompei, Sarnus (modern adıyla Sarno) Nehri ağzının kuzeyinde, tarih öncesi bir lav akıntısının oluşturduğu bir çıkıntıya inşa edilmiştir. Herkulaneum, Stabiae, Torre Annunziata ve diğer topluluklar Pompei ile birlikte yok oldular. Pompei, Herkulaneum ve Torre Annunziata 1997 yılında UNESCO Dünya Mirası alanına dahil edildi. Pompei yıkıldığı sırada 10.000 ila 20.000 arasında nüfusa sahipti. Bugünkü modern Pompei (komün) daha doğuda yer alır ve hac merkezi olan Santa Maria del Rosario Bazilikası'nı içerir.

Vezüv Yanardağı 26 kişinin öldüğü 1944'ten beri tekrar patlamadı ancak hala dünyanın en tehlikeli yanardağları arasında yer alıyor. Sıradaki patlama her an gerçekleşebilir ve kraterin 32 km yakınında yaklaşık 3 milyon insan yaşadığından sonuçları akıl almaz derecede felaket verici olabilir.

Tarihi

Pompei, Herculaneum ve yakın şehirlerde yaşayanlar Campania şehrinin Neolitik sakinlerinin Oscan dilini konuşan torunlarıydı. Arkeolojik kanıtlar, Sarnus Nehri ağzına yakın bir konumda bulunan Pompei köyünün, körfezin karşısına MÖ 8. yüzyılda yerleşmiş kültürlü Yunanların etkisi altına girdiğini gösteriyor. Bununla birlikte, Etrüskler 7. yüzyılda Campania'ya geldiğinde Yunan etkisi azalmaya başladı. Etrüsklerin deniz ordusu MÖ 474'te Cumae açıklarındaki deniz savaşında Syracuse Kralı I. Hieron tarafından yok edilince bölgedeki etkileri kayboldu.

Reklam
İtalyan antik şehri Pompei'nin taş yolları.
İtalyan antik şehri Pompei'nin taş yolları.

Bunu ikinci bir Yunan hegemonyası dönemi izledi. Ardından, İtalik bir kabile olan savaşçı Samnitler 5. yüzyılın sonlarına doğru Campania'yı fethettiler ve Pompei, Herculaneum ve Stabiae, Samnitlerin şehirleri oldu. Pompei'den tarihte ilk kez MÖ 310'da bahsedilir. İkinci Samnit Savaşı sırasında Pompei'nin Sarnus limanına bir Roma filosu inmiş ve oradan komşu şehir Nuceria'ya başarısız bir saldırı gerçekleştirilmiştir. Samnitlerle yapılan savaşların ardından Campania, Roma konfederasyonunun parçası oldu ve şehirler Roma'nın "müttefiki" halini aldı. Ancak Sosyal Savaş (MÖ 91-88) zamanına kadar şehirlere tam boyun eğdirilmedi ve Romalılaştırılmadı. Pompei halkı, bu savaşta İtalyanların Roma'ya karşı yaptığı ayaklanmaya katıldı ve bunun üzerine MÖ 89'da Romalı general Lucius Cornelius Sulla tarafından kuşatıldı.

Po Nehri'nin güneyindeki tüm İtalya gibi Pompei de savaştan sonra Roma vatandaşlığı aldı. Bununla birlikte, Pompei’nin savaşın gelişmesindeki rolüne ceza olarak, Romalı generalin yeğeni Publius Sulla altındaki Roma gazileri kolonisi alana sevk edildi. Ardından resmi dil Oscan'ın yerini Latince aldı ve şehir kurumlarda, mimaride ve kültürde kısa sürede Romalılaştı. MS 59'da Pompei'deki amfitiyatroda Pompeiler ile Nucerialılar arasında çıkan bir isyan Romalı tarihçi Tacitus tarafından bildirilir. Dahası, MS 62'deki bir deprem hem Pompei hem de Herculaneum'a büyük hasar vermiştir. 17 yıl sonraki nihai yıkım geldiğinde şehirler henüz önceki felaketin etkisinden kurtulamamıştı.

Vezüv Yanardağı 24 Ağustos 79'da patladı. Misenum'daki Roma filosunun komutanı Yaşlı Pliny'nin ölümünü sorgulayan Genç Pliny'nin tarihçi Tacitus'a yazdığı iki mektup, patlamaya dair canlı görgü tanığı raporu olarak saklanmıştır. Yaşlı Plinius, acı içindeki nüfusa yardım etmek ve volkanik olayı yakından görmek için derhal Misenum'a koştu ancak Pompei'nin 4,5 km güneybatısındaki Stabiae'de öldü. Özellikle 20. yüzyılın sonlarında yapılan saha kazıları ve volkanolojik araştırmalar daha fazla ayrıntıyı ortaya çıkarmıştır. Kül, süngertaşı ve diğer volkanik döküntü parçaları 24 Ağustos öğleden hemen sonra Pompei'ye ulaşmaya başlamış ve şehri hızla 3 metre derinliğe gömmüştü. Birçok evin çatısı düştü.

Pompei patlamasından kaçarken kurtulduğunu sandığı bir anda başına kaya düşmüş bir adam geçtiğimiz yıllarda keşfedildi.
Pompei patlamasından kaçarken kurtulduğunu sandığı bir anda başına kaya düşen adam geçtiğimiz yıllarda keşfedildi.

Ek piroklastik akıntılar ve nuées ardentes olarak bilinen sıcak gaz 25 Ağustos sabahı şehir surlarına ulaştı. İlk volkanik yağmurda ölmeyen sakinleri nefessiz bıraktı. Ardından gelen ek piroklastik akıntılar ve kül yağmurları alanı en az 3 metre daha derine gömdü. Evlerine sığınan, sahile doğru kaçmaya çalışan ya da Stabiae ile Nuceria'ya giden yollara çıkanlar oldukları yerde öldüler ve kül tabakasının altında kalan cesetleri yüzlerce yıl korundu. Böylece Pompei, 6 ila 7 metre derinliğinde bir süngertaşı ve kül tabakası altında gömülü kalmıştır. Şehri vuran bu ani ölüm onu sonraki 17 yüzyıl boyunca vandalizmden, yağmadan ve iklim ile havanın getireceği yıkıcı etkilerinden koruyacaktı.

Pompei kazılarının tarihçesi

Kapladığı 150 dönüm alan ile Pompei bugün dünyanın en büyük arkeolojik kazı alanı. Pompei'deki kalıntılar ilk olarak 16. yüzyılın sonlarında mimar Domenico Fontana tarafından keşfedildi. Herculaneum ise 1709'da keşfedildi ve buradaki sistematik kazılar 1738'de başladı. Ancak Pompei'deki çalışma 1748'e kadar başlamadı. Hatta alanın adının Pompei olduğunu gösteren "Rei publicae Pompeianorum" isimli bir yazıt 1763'te bulunmuştur. Bu şehirlerde 18. yüzyılın ortalarında yapılan çalışmalar modern arkeoloji biliminin temelini attı.

Reklam

Napoli Kralı Don Carlos'un himayesinde çalışan askeri mühendis Karl Weber 1750'den 1764'e kadar Pompei'de sistematik çalışmalar yürüttü. Ancak yapılan diğer çoğu kazı gelişigüzel ve sorumsuzca olmuştur. Alan gerek hazine arayanlar gerekse diğer eğitimsiz işçilerce kazılıyordu. 1860 yılında İtalyan arkeolog Giuseppe Fiorelli'nin kazı başkanı olmasıyla gelişigüzel kazılar durduruldu.

Kazılan alanlar arasında kalan yerler temizlendi ve dikkatlice belgelendi. Pompei dokuz bölgeye ayrıldı; her bölgedeki insulalar (bloklar) numaralandırıldı ve sokaktaki her kapıya numara verildi, böylece her ev üç rakamla tespit edilebilecekti. Fiorelli, dağılan cesetlerin volkanik kül içinde oluşturduğu oyuklara çimento dökmüş ve böylece her bedenin kalıbını çıkarmıştır. Bu tekniği kendisi geliştirmişti.

II. Dünya Savaşı'nın 1951'de neden olduğu aksaklığın ardından, Amedeo Maiuri başkanlığında 1924'ten 1961'e kadar yoğun şekilde kazı yapılmaya yeniden başlandı. Via dell'Abbondanza'nın güneyindeki I. ve II. bölgeler açığa çıkarıldı ve surların dışında biriken enkaz temizlendi. Bu hamle Porta (Kapı) di Nocera'yı ve kapıdan Nuceria'ya giden yolun her iki tarafını kaplayan etkileyici mezarlık bölümü gözler önüne serdi. 1990'larda şehrin yaklaşık üçte ikisi kazılmış durumdaydı.

Napoli'li Don Carlos'un Stabiae ve Gragnano civarında başlattığı kazılarda 1749-1782 yılları arasında 12 villa bulunmuştur. Çalışmalara 20. yüzyılda yeniden başladı. İki büyük peristil (sütun koridorlu) bahçesi ve hamamı ile San Marco Villası en iyi korunmuş evlerden biridir. Yakındaki Scafati, Domicella, Torre Annunziata'da ve Boscoreale ve Boscotrecase yakınlarındaki Vesuvius'un alçak yamaçlarında başka villalar da bulundu. Bu villaların çoğu kazıdan sonra yeniden gömüldü ancak Gizemler Villası (Villa dei Misteri) gibi birkaçı hala görülebiliyor.

Kalıntıların anlattıkları

Bir manzara içinde Polyphemus ve Galatea. İtalya, Boscotrecase'deki Agrippa Postumus'un imparatorluk villasından Roma freski, MÖ 1. yüzyılın son on yılını anlatıyor. Eser, New York Metropolitan Sanat Müzesi'nde.
Bir manzara içinde Polyphemus ve Galatea. İtalya, Boscotrecase'deki Agrippa Postumus'un imparatorluk villasından Roma freski, MÖ 1. yüzyılın son on yılını anlatıyor. Eser, New York Metropolitan Sanat Müzesi'nde.

Pompei şehri, tarih öncesi bir lav akıntısı üzerine inşa edildiği için evler düzensiz şekilde yayılmıştır. Kazılar, ilk evlerin şehrin güneybatı kısmına inşa edildiğini gösteriyor. Ancak bilim adamları duvarların hangi aşamada genişletildiğinden veya inşaatların kimler tarafından yapıldığından emin değil. Duvarların çevresi 3 km ve yaklaşık 66 hektarlık bir alanı çevreler.

Reklam

Yedi şehir kapısı kazıldı. Güneydoğu-kuzeybatı yönünde uzanan ana cadde Via Stabiana idi; şehrin en yüksek kısmındaki Porta Vesuvio veya Vezüv Kapısı'nı (deniz seviyesinden 44 metre) en alçakta bulunan Porta di Stabia veya Stabiae Kapısı (8 metre) ile birleştiriyordu. Sarnus Nehri ve Stabiae'den gelen insanlar bu kapıdan geçtiler. Cadde daha sonra Via dell’Abbondanza ve Via di Nola ana caddeleri ile kesişiyordu.

Kamu binaları çoğunlukla üç alanda gruplandırıldı: Güneybatıdaki geniş düz alanda yer alan Forum (yükseklik 34 metre); körfeze bakan güney duvarının kenarındaki yükseklikte duran Üçgen Forum (25 metre) ve doğuda ise Amfitiyatro ve Palaestra (spor alanı).

Antik Pompeii'nin ana caddesi Via dell'Abbondanza. Kaldırım taşlarındaki oluklar, sokağın Roma vagonları ve arabalarının uğrak yeri olduğunu gösteriyor.
Antik Pompeii'nin ana caddesi Via dell'Abbondanza. Kaldırım taşlarındaki oluklar, sokağın Roma vagonları ve arabalarının uğrak yeri olduğunu gösteriyor.

Forum, Pompei'nin dini, ekonomik ve belediye yaşamının merkeziydi; burası iki katlı sütunlu bir revakla çevrili geniş dikdörtgen bir alandı. Kuzeyde Forum'a bakan bir Capitoline tanrı üçlüsüne adanmış tapınak yer alıyordu: Jüpiter, Juno ve Minerva. Doğuda ise büyük bir erzak pazarı olan Macellum bulunuyordu. Güneyde MS 62'deki depremden sonra inşa edilen Lares (koruyucu tanrılar) şehrine ait küçük kutsal bir alan vardı ve adı Vespasian Tapınağı'ydı. Burası ayrıca zengin patroniçe Eumachia tarafından temeli atılan yün sanayinin görkemli merkezi olmuştur.

Capitolium'un karşısındaki Forum'un güney ucunda belediye meclisinin toplanma yeri ve şehir hakimlerinin ofisleri vardı. Pompei şehrinin mimari açıdan en önemli yapısı ana odasının dört tarafı koridorla çevrili olan büyük bazilikadır. Şehrin Hıristiyan bazilikasının kökenini ve gelişimini incelemede büyük önem taşır ve adaletin idaresini sağlama görevini üstlenmiştir. Batıda Pompei'nin koruyucu tanrısına adanmış Venüs Pompeiana Tapınağı vardı. Bazilikanın karşısında ise şehrin en eski tapınaklarından Apollon Tapınağı bulunuyordu.

Pompei'de Apollo Tapınağı
Pompei'de Apollo Tapınağı.

Üçgen Forum, Pompeii'deki en eski tapınak olan Dor Tapınağı'nın bulunduğu yerdedir. MÖ 3. ve 1. yüzyıllar arasında Üçgen Forum'un doğusunda bir tiyatro, bir palaestra ve küçük bir kapalı tiyatro inşa edildi. Zeus Meilichius ve Isis tapınakları ve eski Samnite palaestrası hemen yakınlardadır. Pompeii'nin doğu köşesinde bir Amfitiyatro vardı ve eski Samnite palaestrasının yerine batıya büyük bir palaestra inşa edilmişti. Pompei şehrinin her yerine yayılmış hamamlar vardır: Stabian Hamamları (Roma döneminden önce), Forum Hamamları, Merkez Hamamlar (patlama sırasında hala inşaat halindeydi) ve lüks özel evlerdeki birçok hamam buna dahildir.

Reklam

Başka yerlerde de kazıları yapılmış kamu binalarından daha dikkat çekici olanı tespit edilen yüzlerce özel konuttur. Bunlar benzersiz binalardır. Çünkü İtalik ve Roma ev mimarisinin tarihini en az dört yüzyıl boyunca takip edebileceğiniz tek yer Pompei'dir. En eski evler ilk Samnitler döneminde (MÖ 4. – 3. yüzyıl) yapıldı. Adını içinde bulunan cerrah aletlerinden alan Cerrah Evi, bu dönemde inşa edilen atriyum stile sahip evler arasında en iyi örneklerden biri.

Faun evi

Faun Evi'nde bulunan Büyük İskender tablosu.
Faun Evi'nde bulunan Büyük İskender tablosu.

Artan ticaret ve kültürel bağlantıların Helenistik yaklaşımların ortaya çıkmasıyla sonuçlandığı ikinci Samnit döneminde (MÖ 200-80) en lüks evler inşa edilmiştir. Faun Evi tüm bir şehir bloğunu kaplar ve iki atriyum (baş oda), dört triclinia (yemek odası) ve iki büyük peristil bahçesine sahiptir. Cephesi, bu dönemin ana yapı malzemesi olan Nuceria'dan ince taneli gri tüften yapılmıştır. Duvarlar, Birinci Pompeian veya Incrustation zamanında dekore edildi ve kullanılan stil boyalı sıva ile mermer kaplamadır.

Faun Evi'nde bulunan ünlü Büyük İskender mozaiği Helenistik devre ait kayıp bir çizimin bir kopyasıdır. Bu döneme ait evlerin çoğunda ayrıntılı zemin mozaikleri bulunuyor. Görkemli yüksek sütunlu atriyumuyla Gümüş Düğün Evi de bu dönemde inşa edilmiş ancak daha sonra tadilatlar yapılmıştır. Ailenin çocukları için okul odası görevi gören bir exedra ve güzel bir ziyafet salonu vardı. Bunlar MÖ 80'den MS 14'e kadar popülerliğini koruyan İkinci Pompei stilinde dekora edilmiştir yani Mimari tarzda.

Samnit döneminde inşa edilen çok sayıda ev nedeniyle Roma döneminde pek fazla ev inşa edilmedi. İnşa edilenler genellikle daha düşük atriyumu olan daha az görkemli yapılardı ancak daha ayrıntılı dekorasyonları vardı. Marcus Lucretius Fronto Evi, Roma İmparatorluk dönemine ait küçük ama zarif bir evdir. Tablinum (usta ofisi) genellikle ilk imparatorluk ile deprem arasına tarihlenen, özellikle zarif Üçüncü Pompei yani Mısırlı tarzda dekore edilmiştir. Vettii Evi, Roma döneminin zengin tüccar sınıfının tipik evidir. Odalardan bazıları Dördüncü Pompei veya Dekoratif tarzda dekore edilmiştir.

Çekici resimleri, zarif mobilyaları, çeşmeleri, bronz ve mermer heykellerle süslü güzel bahçeleri ile atriyum-peristil evler sanıldığı kadar tipik değildi. Zira şehrin her yerinde çok sayıda küçük ev vardır ve bunların çoğu dükkan evdir. Kazı yapanlar artık antik yaşamın tüm yönlerini tamamen korumayı başarabiliyor. Mütevazı insanlara ait evler de zenginlerinki kadar bilgi vericidir. Birçok çatı, ikinci kat ve balkon restore edilmiştir.

Reklam

Pompei kazılarının Avrupa kültürüne etkisi

Pompeii'deki keşifler ve Vezüv patlamasının altında gömülen diğer yerler Avrupa üzerinde derin etkiye sahip oldu. Kazı haberleri, Avrupa genelinde bir antik çağ coşkusu başlattı. 1755 yılında Napoli'ye ilk seyahatini yapan ünlü Alman klasikçi Johann Joachim Winckelmann'ın övgü dolu açıklamaları ve Giambattista Piranesi'nin gravürleri Pompei kazılarını popüler hale getirmiştir. Napoli, Pompei ve Herculaneum, İngiliz ziyaretçiler tarafından yapılan Avrupa Büyük Turu'nun önemli durakları haline geldiler.

Sanatçılar, mimarlar, çömlekçiler ve hatta mobilya üreticileri bile Pompei'den çokça ilham aldı. İç mekanlar artık kazılarda bulunan freskli duvarlardan esinlenerek şekillenmeye başlamıştı. İngiltere'de 18. yüzyıl mimarları James ve Robert Adam tarafından popüler hale getirilen sıva işinde yine aynı motifler kullanılıyordu. Fransa'da, XVI. Louis tarzı denildiğinde Pompei motifler akla gelirdi ve Louis'in kraliçesi Marie Antoinette'in Fontainebleau'daki dairesi Avrupa'da popüler hale gelen bu tarzla dekore edildi. Jacques-Louis David ve öğrencisi Jean-Auguste-Dominique Ingres de kazılardan esinlendiler. Pompei'deki keşiflerin ortaya çıkardığı Neoklasik tarz Rokoko'nun tamamen yerini almış ve Fransız Devrimi'nin ve Napolyon döneminin sanatsal tarzı olmuştur.

Pompei'nin tarihsel olarak önemi

Antik dünyanın sosyal, ekonomik, dini ve politik yaşamının pek çok yönü hakkında benzersiz bilgiler sağladığı için Pompei arkeolojik alanlarının kapsamı bu konuda en büyük öneme sahip olmuştur. Pek çok iyi korunmuş ev tapınağı, aile hayatındaki dini canlılığın şimdiye kadar görülmemiş bir resmini verir. Bazılarında hala ekmek bulunan değirmenler, yoğurma makineleri ve fırınlar Pompei'deki günlük yaşamın temelini gösteriyor.

Kalıntılar arasında tuğla fırın ve değirmen.
Kalıntılar arasında tuğla fırın ve değirmen.

Çok sayıda fulerie (yün işleme ve temizleme tesisi) olması bu endüstriye önem verildiğini açıklıyor. Heykeltıraş, alet yapımcısı ve mücevher ustası dükkanlarının yanı sıra garum (balık sosu) ve lambalar için fabrikalar ve birçok şarap ve yiyecek dükkanı olması Pompei'deki antik yaşamın diğer yönlerini belgeler. Pompei veya Pompeii tüm Akdeniz bölgesine ürün ihraç eden yoğun bir liman kentiydi. Tüccarlar ve esnaf, şehir kapılarının ve Forum'un yakınında yiyecek ve kalacak yer bulurdu. Bazı restoranlar ve hanlar oldukça çekiciydi ve misafirlere bahçede yemek servisi yapılırdı; daha ucuz yerlerde ise odalar küçük ve karanlıktı ve müşteriler taburelere otururdu.

Pompei yazıtları da çokça bilgi sağlar. Kamu binaları, mezarlar ve heykel kaideleri üzerine yazılan anıtsal yazıtlar; bankacı Lucius Caecilius Jucundus'un ünlü balmumu tabletlerindeki ticari işlem kayıtları; gladyatör dövüşlerinin duyuruları; ve birçok seçim bildirisi, coşkulu yarışmaların sonuçları bunlar arasında. Korunmuş grafitiler (bazıları kaba diller içerir), pazar günleri listeleri, hakaretler ve suçlamalar, Virgil'den alıntılar ve hatta çocukların alfabe çizimleri korunmuştur. Epigrafik ve arkeolojik kanıtlar toplumdaki katmanlaşmayı, antik Roma dünyasının azat edilmiş kölelerini, küçük işadamlarını ve aristokratlarını öğrenmeyi mümkün kılar.

Reklam

Ayrıca Pompei antik kentinde bir şehir planlama ve arazi kullanımı çalışmaları da söz konusu olmuştur. 20. yüzyılın ortalarından beri yapılan kazılar, beklenmedik miktarda açık alanı ortaya çıkardı. Amfitiyatro'nun karşısındaki büyük insula, uzun zamandır sanılanın aksine bir Foro Boario (Sığır Pazarı) değil, bir bağdı. Birçok üzüm bağı, meyve ağacı ve bahçe bulunan arazilerin az yoğunlukta olması nüfusun düşünülenden az olduğunu göstermiştir.

Maalesef gelişen koşulların tahribatı, bölgedeki turist trafiği ve yıkıcı bitki örtüsü nedeniyle kazılar sürekli olarak tehlike altındadır. 1950'lerde birçok yapıya betonarme çatılar uygulandı, ancak betonun bir kısmı bozulduğu için bu koruyucu önlem sonraki on yıllarda bakımı zorlaştırmıştır. 1995 yılında Pietro Giovanni Guzzo, Pompei kazı alanının amirliğini yaptı ve mevcut koruma çabaları yeniden canlandırıldı ve genişletildi.

Ancak bu tür eylemlere rağmen Pompei, bozulma, kötü yönetim ve vandalizm dahil olmak üzere çok sayıda sorunla karşılaşmaya devam etti. Temmuz 2008'de İtalyan hükümeti alanda bir yıllık olağanüstü hal ilan ederek benzeri görülmemiş bir adım attı ve Pompei'yi denetlemesi için özel bir komiser atadı. Ortaya çıkarılan değerli kanıtların sonsuza dek kaybolmadan önce korunması, restorasyonu ve incelenmesi en büyük önemi taşıyor.

Yazar Berkay Alpkunt

Coğrafya ve astronomi üzerine geniş kapsamlı içerikler hazırlıyor. Diğer ilgi alanları canlı hayatı, bilim tarihi ve ülkeler olarak sıralanır. Aynı zamanda bağımsız video oyunlarına ilgilidir.