Antik Mısır'ın En Güçlü Kadın Hükümdarları

2063
Image processed by CodeCarvings Piczard ### FREE Community Edition ### on 2020-04-01 16:58:45Z | http://piczard.com | http://codecarvings.comb²ÿ{‰s58

Kraliçe I. Ahhotep, VII. Kraliçe Kleopatra ve diğerleri, Mısır'ın kadın hükümdarları hem kraliçe hem de savaş komutanları olarak antik Mısır için her şeylerini ortaya koydular.

Antik Mısır'ı ziyaret eden Romalılar, kadınların farklı yaşamlarını gördükçe genellikle şaşkınlık yaşıyordu. Çünkü Antik Roma hukukuna göre bir erkeğin sadece ilk doğan kızını yetiştirme sorumluluğu vardı; ardından doğan kızlarını ölüme terk edebilirdi. Romalılar bu konuda da Mısırlılarla ayrışıyordu. Çünkü Mısırlılarda yeni doğan kız bebeklerini ölüme terk etme gibi bir kanun yoktu.

Kadınların ekonomiye aktif olarak dahil olabiliyor olması da başka bir kültür şoku yaşattı. Ptolemaios Hanedanı iktidarı ele geçirmeden çok önce Mısır, kadınlara olabildiğince yasal hak sağlamıştı. Bir kadın kendi kocasını seçebilir ve isterse onu boşayabilirdi. Evli, dul ve boşanmış kadınların iş kurmalarına ve başka insanlara kredi sağlamalarına izin verildi. Ptolemaios zamanındaki Mısır'da ülke ekonomisinin neredeyse üçte birini kadınlar üstlenmişti.

Yetenekli kadın savaşçılar, ordularını savaşta yönetmek için stratejiler oluşturarak onlara cesaret veriyordu. Mısır'ın bazı dönemlerinde aynı anda hem siyasi ve hem de askeri liderlikler kadın yöneticilerin elindeydi. Şimdi Mısır için savaşmış dört kadın savaşçıdan bahsedebiliriz.

Kraliçe I. Ahhotep

I. Ahhotep gömülürken boynuna asılan üç sinekli altın kolye
I. Ahhotep gömülürken boynuna asılan üç sinekli altın kolye.

Bu Mısır kraliçesi MÖ 1530'da 30 yaşlarında yaşamını yitirdiğinde, askeri bir saygınlık göstergesi olarak üç sinek şekli asılmış bir kolye ile gömüldü. Sinekli kolyeler yaklaşık olarak bir elin büyüklüğündeydi ve düşmanlarının kaçışını temsil ediyordu. Ayrıca bu altın sinekler, hiç pes etmeyen bir askeri lideri yüceltmek için, sürekli bir kişiyi ısırmakta inat eden böceklerin bir temsiliydi.

Bir kraliçe nadiren onurlandırılırdı. Fakat I. Ahhotep bu farklılığı savaş alanındaki cesaretiyle kazandı. Aynı zamanda öz kardeşi olan kocası firavun, işgalci bir düşman olan Hyksos'a karşı savaşırken yaşamını yitirdi. Çok zaman geçmeden I. Ahhotep ülkenin ve ordunun kontrolünü ele geçirmişti. Liderliği, telaşa kapılan Mısır'a güven getirdi. İlk olarak ülkesini Hyksos'a karşı birleştirdi ve topraklarından kovdu.

Bir kitabe onun bıraktığı mirası anarak, defnedildiğinde neden bu övgülere layık olduğunu samimi bir şekilde açıklıyor:

Prenses, kralın annesi, her şeyi bilen ve Mısır için gayret eden soylu kadın: Askerleriyle ilgilendi ve onları korudu. Firar edenleri geri getirdi ve kendisine karşı gelenleri bir araya topladı. Yukarı Mısır'a huzur getirdi ve isyancılarını kovdu."

Beyond Babylon: Art, Trade, and Diplomacy in the Second Millennium B.C. kitabından

Firavun Hatşepsut

hatşepsut kadın mısır firavunu hükümdar
Antik Mısır'ın en güçlü kadın hükümdarlarından biri.

MÖ 1472'de Hatşepsut hükümdarlığı ele geçirdi ve 22 yıl orada durdu. Kraliçe yerine firavun unvanını edinmiş ikinci kadın olarak kabul edilir. Aynı zamanda onlarca yıldır Mısır'ın başında kalabilmiş ilk kadındı. Diğer kadınlar bu unvanı kısa bir süre için elinde tutabildi ya da çocuk yaştaki oğulları adına kral naibi olarak hizmet verdi.

Hatşepsut zaten bir firavunun kızı olarak doğmuştu. 12-13 yaşlarında erkek kardeşiyle evlendirildi. Pek çok bilim insanı ne yazık ki ensestin bir sonucu olduğunu düşünüyordu. Bu özellikle genç hayatı boyunca neden sürekli hasta olduğunun bir yanıtı olabilir. Hatşepsut 16 yaşında dul kaldı. Ardından bir firavunun kızı ve aynı soydan gelmiş erkek kardeşinin dul eşi olarak hükmetme hakkının kendisine ait olduğunu ortaya koydu.

Hatşepsut ve annesi olan Kraliçe Ahmose, ilk yıllarda beraber hükmettiler. Ahmose acımasız birisiydi. Özellikle askerlerine isyanları sonlandırma emri verdiğinde geride esir bırakmamalarını söylerdi. Örneğin, günümüz Sudan topraklarında alevlenen bir isyandan sonra, isyanın başındaki liderin Mısır'a getirilen oğulları dışında, tüm isyancıların katledilmesini emretti.

Hatşepsut annesini takip ederek "yabancılar" üstünde nasıl bir yönetim tarzı izleneceğini öğrendi. Bu sayede Mısır'a bir gelir kaynağı yaratmıştı. Örneğin Kush Krallığı'na en az dört askeri sefer gerçekleştirdi. Bu seferlerde ordusunun yanında olduğu düşünülüyor.

Geride gelişmiş bir şehir altyapısı ve güvenilir bir ticaret güzergahını bıraktı. Ardından gelen varisi Hatşepsut'un hala süren popülerliğinden çekinerek, ona ait çizimleri heykellerden ve diğer abidelerden silmeye başladı.

Kraliçe III. Arsinoë

Kral IV. Ptolemaios Philopator'un karısı ve kız kardeşi Kraliçe III. Arsinoe, kraliyet diademini ve tanrıça İsis'in saç stilini takıyor.
Kral IV. Ptolemaios Philopator'un karısı ve kız kardeşi Kraliçe III. Arsinoe, kraliyet diademini ve tanrıça İsis'in saç stilini takıyor.

Antik Mısır'ın diğer kadın liderleri gibi, III. Arsinoë de öz erkek kardeşi olan firavunla evlendi. IV. Ptolemaios tahta geçmeyi o kadar çok istiyordu ki annesini ve erkek kardeşini öldürdü. Bir yetki değil gücün tamamını istiyordu. Fakat genç karısı bu konuda çok daha ciddiydi.

Arsinoë, MÖ 223-203 yılları arasında kraliçe tahtındaydı. Kendine ün kazandıran Dördüncü Suriye Savaşı sırasında başarılı çarpışmaların içinde yer aldı. MÖ 217'de III. Arsinoë ve kocası 55.000 askerini yanına alarak Helenistik Seleukos İmparatorluğu ile savaşmak için yola çıktı.

Savaş umdukları gibi gitmiyordu. Bu noktada III. Arsinoë kendini ortaya attı ve ordusunu cesaretlendirmeyi başardı. Yorgunluk içindeki askerlerine eşlerini ve çocuklarını hatırlattı. Savaş kazanıldığı taktirde hepsine iki mina altın verecekti. Bu teklifin önemli bir etkisi oldu.

Arsinoë'nin düşmanlarını kovarken bir askeri birliğe önderlik ettiği ve Suriye ve Fenike'yi geri aldıkları düşünülüyor. Etkileyici bir askerdi. Öyle ki, isyancılar bir saray darbesiyle kocasını ele geçirmeye geldiklerinde kendisini öldürdüler.

Kraliçe VII. Kleopatra

kleopatra antik Mısır'ın en güçlü kadın hükümdarları arasında
Antonius ve Kleopatra.

MÖ 49'da Kraliçe VII. Kleopatra, kocasıyla (aynı zamanda erkek kardeşi) bir güç mücadelesi içine girdiğinde ölümle baş başa kalmamak için Mısır'dan Suriye'ye geçti. Firavun henüz 13 yaşındaydı ve elbette çevresindeki insanlar bu anlaşmazlığı başlatmıştı.

Kleopatra sürgünde yaşarken, İskenderiye'ye dönüş yolunda bir grup paralı askeri kendisi için savaşması için bir araya getirdi. Dönemin Romalı generali Gaius Julius Caesar (işbirliği daha sonra kişisel ittifak haline gelecekti) ile siyasi bir beraberlik inşa ettikten sonra, hükümdarlığı firavundan geri aldılar.

Kraliçe Kleopatra askerlik becerileriyle bilinirdi ve ilk olarak Marcus Antonius'la yaptığı başarısız seferiyle hatırlanır. Bu seferde Roma hükümdarı rakibi Augustus (diğer adıyla Octavianus) tarafından yenilgiye uğratıldı. Augustus'un ordusu, Kleopatra ve Marcus Antonius'un askerlerini Actium Savaşı'nda ve devamında İskenderiye Savaşı'nda yok edecekti.

Kleopatra tarihçiler tarafından uzun zamandır suçlansa da, bazı askeri uzmanlar bu yenilgileri Marcus Antonius'a bağlıyor. Karakter olarak sert ve tecrübeli bir general olarak bilinse de, Roma standartları düşünüldüğünde Marcus Antonius'un askeri tecrübesi yeterli değildi. Bu ittifakın geleceği artık tehlike altındaydı ve özellikle bu yenilgiden sonra esir düşmemek için aynı anda intihar ettiler.