Güçlü Yönetimlere Karşı Yapılan Tarihi Ayaklanmalar ve Sonuçları

mavia

MS 4. yüzyılda, bir piskopos hakkındaki dini anlaşmazlık, Roma İmparatorluğu'na karşı büyük bir isyanı tetikledi. Mavia adlı bir Arap savaşçı kraliçe tarafından idare edilen isyancılar, kendilerini yok etmek için gönderilen çok sayıda orduyu yendiler ve Doğu Roma'nın büyük bir bölümünde geniş çaplı yıkım başlattılar. Sonunda, Romalılar anlaşmak için görüşmek istedi ve Mavia'nın isteklerini kabul ettiler. Yazının devamında bu isyan ve tarihteki diğer büyük ayaklanmalarla ilgili detaylı bilgiler bulacaksınız.

İçindekiler

Bugün önemsiz olan bir dini anlaşmazlık MS 4. yüzyılda büyük bir isyanı ateşledi

tanuk
Tanukhid kabile konfederasyonunun haritası

MS 375'te savaşçı bir kraliçe olan Mavia, sınırları kuzey Arabistan'dan doğu Ürdün'e ve güney Suriye'ye kadar uzanan bir Arap kabileleri konfederasyonu olan Tanukhidlerin lideri konumudaydı. MS 4. yüzyılda, Roma İmparatorluğu'nun foederatileri veya müttefikleri olarak "servis veren" ilk Araplar oldular. Ancak bu ilişki, dini ayrışmalar yüzünden sona erdi. Tanukhidler Ortodoks Hıristiyanlardı, ancak 364'te bir Aryan olan İmparator Valens tahta çıktı. Aryanizm ve Ortodoks Hristiyanlık arasındaki öğretisel anlaşmazlık, İsa'nın daima Tanrı'nın yanında var olup olmadığı ve dolayısıyla onunla eşit olup olmadığı veya Tanrı tarafından yaratılıp, O'na tabi olup olmadığı etrafında dolaşıp duruyordu.

Bugün çoğu insan için bu önemsiz bir sorun gibi görünebilir, ancak o zamanın insanları için önemliydi. Bunun için öldürmeye veya ölmeye hazırlardı. Tanukhidler Valens'ten kendilerine bir Ortodoks piskopos vermesini istediler, ancak imparator onlara Arian piskoposu göndermekte inat ediyordu. Böylece kısa süre önce tahta çıkan Kraliçe Mavia, başkenti Halep'ten ayrılarak çöl bölgesine çekildi. Oradaki halklardan destek toplamaya ve ayaklanma hazırlığı için diğer Arap kabileleriyle ortaklıklar kurmaya başladı. 378 baharında Roma İmparatorluğu'na karşı büyük bir isyan başlattı.

Geniş çaplı yıkım sonrası, Kraliçe Mavia "doğru" Piskoposu elde etti

mavia 2
Mavia

Kraliçe Mavia'nın isyanı başladığında Roma'nın doğusu fırtınaya kapıldı. 4. yüzyılda yaşayan bir keşiş olan Aquileialı Rufinus şunları yazacaktı: "Sarazenlerin kraliçesi Mavia, Filistin ve Arabistan sınırlarındaki kasabaları ve şehirleri şiddetli saldırılarla sallamaya başladı". Askerlerini Akdeniz'e ulaşana kadar dönemin Roma eyaleti olan Filistin'e götürdü. Ardından Mısır'a kadar ilerledi. Kendini yıkılmaz bir savaşçı olarak kanıtladı. Rufinus, Roma'nın eyaletlerini yağmaladığını, adeta harap ettiğini ve "Roma ordusunu sürekli ve ani muharebelerde yıprattığını, birçoğunu katlettiğini ve kalanları da kaçırdığını" da sözlerine ekledi. Mavia'nın ayaklanması, kuvvetleriyle birlikte silip süpürdüğü, Roma topraklarını ele geçirdiği ve ardında katliamlar ve yıkım bıraktığı için bir tür antik dünya Blitzkrieg (Yıldırım Harbi) savaşıydı.

İmparator Valens'in yapabilecekleri tükendi ve anlaşma için davet göndermek zorunda kaldı. Mavia, Ortodoks bir piskopos talep etti ve saygı duyduğu Musa adlı bir keşişin piskopos yapılmasını istedi. Aryan Valens atamayı kabul etti ve Musa, Arapların ilk Arap piskoposu oldu. Buna karşılık, Tanukhidler Roma ile ittifaklarını yeniden inşa ettiler ve Gotlara karşı bir savaşta Valens'e katıldılar. Edirne Savaşı olarak bilinen bu savaş Roma yenilgisiyle sonuçlandı. Dolayısıyla yenilenen ittifak kısa ömürlü oldu ve Tanukhidler 383'te başka bir isyan başlattılar. Fakat bu isyan derhal bastırıldı ve ittifakın resmi olarak sonu oldu. Bu noktada Mavia'nın ikinci isyana liderlik edip etmediği bilinmiyor. Bilinen, 425 yılına kadar yaşadığı ve Halep'in doğusunda bir kasaba olan Khanasir'de öldüğü ve bir kitabeye o yıl ölümünün yazıldığıdır.

Dünyanın bu bölgesindeki kadın hükümdarlar Romalılara acı çektirdiler

zeno
Zenobia

Yukarıda görüldüğü gibi, Mavia'nın isyanı Romalı yöneticilerin başını belaya sokmadı. Ancak Mavia'nın isyanı, Roma'nın doğu eyaletlerinde bir kadın hükümdarın Romalıların başını ağrıtan ilk ayaklanması değildi. Yaklaşık 1,5 yüzyıl önce, MS 3. yüzyıl Suriye kraliçesi Zenobia (yaklaşık 240 – 274 arası) tarafından Roma'nın otoritesine karşı daha iddialı büyük bir isyan başlatıldı. Roma'nın otoritesini sorguladı ve 267'den 272'ye kadar kısa ömürlü de olsa Palmira İmparatorluğu'nun başındaydı.

Bu süre içinde, savaş, fetih ve diplomasi yoluyla Zenobia, Roma İmparatorluğu'nun doğu eyaletlerinin çoğunu kapsayan oldukça büyük bir alanı kontrol etmeye ve yönetmeye talip olmuştu. Julia Aurelia Zenobia, kervan ticaret yollarının üzerindeki stratejik konumundan dolayı refah içinde gelişen zengin bir Suriye şehri olan Palmira'da doğdu. Latince ve Yunanca eğitim gördü ve akıcı şekilde Aramice ve Mısırca biliyordu. Gençliğinde, ailesinin hayvanlarının ve çobanlarının sorumluluğunu üstlendi. Dolayısıyla ileride yaşanacaklar için fiziksel olarak sert bir karakter inşa etmişti.

Doğu Roma kraliçesi

Zenobia'nın ailesinin sürülerine karşı olan sorumluluğu, kendisini ata binmeye ve gece / gündüz açık hava koşullarına alıştırdı. Bu nedenle, hayatında daha sonra işe yarayacak olan dayanıklılık ve sabır özelliklerine yeterince sahipti. Zenobia, gençliğinde, Palmyra'nın Roma himayesindeki hükümdarı Lucius Septimus Odaenathus ile evliydi. MS 200'lerin ortalarında, Roma İmparatorluğu, Üçüncü Yüzyıl Krizi olarak bilinen on yıllarca süren bir kargaşa ve siyasi istikrarsızlık döneminin içindeydi. Yeni inşa edilen Pers Sasani İmparatorluğu, Roma'nın doğusunun çoğunu işgal etmek ve kendisine geçirmek için bu zayıflıktan yararlandı.

Sadık bir dost hükümdar olan Odaenathus, Roma'nın emriyle silahları kuşandı, Perslerle savaştı ve sonunda kaybedilen Roma topraklarını geri aldı. Palmira hükümdarı hizmetleri için Roma'nın doğusundaki çoğu bölgenin valisi olarak atandı ve 260'ta kendini kral ilan etti. 267'de Odaenathus ve önceki eşinden olan en büyük oğlu öldürüldü. Böylece Zenobia planlarını hızlandırdı ve reşit olmayan oğlu adına naip olarak iktidarı eline aldı. Ayrıca kendini Palmyra'nın kraliçesi olarak nitelendirdi ve sarayda entelektüeller ve filozoflarla hareket etmeye başladı. Bununla birlikte, olabildiğince bağımsızdı ve Roma İmparatorluğu arasında yavaş yavaş bir boşluk oluşacaktı.

Zenobia'nın isyanı Roma dünyasına hasar verdi

Zenobia, kültürü, zekası, güzelliği ve sertliği ile tanınan sıra dışı bir kraliçeydi. Askerleriyle birlikte uzun mesafeler kat edebildiği, herhangi bir erkek kadar iyi avlanabildiği ve herkesten daha fazla alkol içtiği not edilmişti. Ölen kocasının tersine, bir Roma hakimiyetindeki hükümdar olarak kalmaktan hoşnut değildi ve onun yerine kendi kaderini belirlemek istedi. Böylece Roma'ya karşı ayaklandı. Zaman kaybetmeden 269'da Roma eyaleti Mısır'ı fethetti, Küçük Asya'nın önemli bir bölümünü Romalılardan aldı ve kendini bağımsız bir hükümdar ilan etti. 270 yılında modern Türkiye'den Mısır'a ve Mezopotamya'dan Libya çöllerine kadar uzanan bir imparatorluğa sahip olmuştu.

Roma artık kendisini dikkate almak zorunda kaldı ve 270'te yeni bir imparator olan Aurelian, sonunda Batı Roma İmparatorluğu'nda biraz daha nizam oluşturacaktı. Daha sonra tüm gücünü doğuya çevirdi ve Zenobia'ya karşı ilerledi. İşgal ordularını Antakya ve Emesa'da yenerek, Palmyra'da kuşatmaya aldı. Zenobia savaşmayı sürdürerek kaçmaya çalıştı ama nihayetinde yakalandı. Palmyra kraliçesi, Aurelian'ın Roma'daki zaferinin bir ganimeti ve göstergesi olarak halkın içinde yürümesi gerekiyordu. Fakat 274'te Roma'ya giderken kendini açlıktan öldürerek bu fırsatı Roma'ya vermeyi reddetti.

Eski Çin'de milatın başlangıcı korkunç bir dönemdi

Milattan sonrası Çin için kötü başladı. MS 2 ve 11 yıllarından itibaren, Sarı Irmak, sellere ve kıtlıklara ve yaygın olarak göçlere ve sıkıntılara neden olan inanılmaz rota değişiklikleri geçirdi. Adeta bu karmaşa yetmezmiş gibi, tüm bu kaosun ortasında, Çinlilerin fakirliğini daha da artırmak için şiddetli bir iç savaş patlak verdi. MS 8'de bir hükümet yetkilisi olan Wang Mang, Çin'de iki yüzyıl boyunca hüküm süren Erken Dönem Han Hanedanlığı'nı yıktı. Onun yerine kısa ömürlü Xin Hanedanlığı'nı kurdu.

Siyasi kargaşa, doğal afetler, zorluklar ve açlık, yorulmuş bir köylülük zemininde gerçekleşti. Başlıca şikayetleri borç esaretinde yaşanan artıştı. Köylüler, geçimlerini sağlamak için borç aldıklarında – genellikle geçimlerini sağlayamadıkları için – ve bu kredileri geri ödeyemediklerinde, borcunu karşılamak için köle olarak satıldılar. Diğer bir şikayet, tipik olarak küçük zayıf köylüler tarafından ekilen küçük tarım arazilerinin, güçlü acımasız kişilerin el koyarak kontrol ettiği geniş arazilerle birleştirildiği konsolidasyonuydu. Böylece bir köylü ayaklanması için koşullar kendiliğinden olgunlaşıyordu.

Antik Çin'i alt üst eden Red Eyebrows (Kızıl Kaşlar) isyanı

Tarım arazilerinin büyük ölçekli arazilerin içine eklenerek konsolide edilmesi, Çin'in köylülerin üstüne adeta ağır bir yük gibi düşmüştü. Küçük arazilerine el konan ve büyük mülkler halinde bir araya getirilen yeoman köylülerinin sakinleri, kiracı konumundaki çiftçilere veya serflere düşürülmüştü. Dehşet verici şekilde artık bir zamanlar kendi mülkleri olan yeri başkaları adına işlemek zorundaydılar. Daha da fenası, toprakları tamamen terk edenlerin çoğu, gezgin hayatı yaşamak zorundaydı. Kargaşa ve tehlikelere tepki olarak ve bütün köylülerin çıkarlarını korumak için köylüler gizli bir cemiyet kurdular.

Cemiyet lideri, medyumlar aracılığıyla konuşan ve Red Eyebrows olarak bilinen Çinli köylü çetelerinin örgütlenmesini sağlayan gizemli bir kişilikti. İsimlerini, suratlarını şeytana benzemek için boyayan üyelerinin kaşlarının renginden aldılar. MS 15'te ilk silahlı direniş eylemleri başladı. Kızıl Kaşların (Red Eyebrows) popülaritesi sürekli bir şekilde arttı ve MS 17'ye gelindiğinde isyanları geniş ölçekli bir köylü isyanına dönüştü. İsyan, Fan Chong adında bir adamın en baskın karakter olarak ortaya çıktığı kolektif bir liderlik üstünden yönetiliyordu.

İmparatorları yıkan ve yeniden belirleyen köylü asileri

Wang Mang, Han Hanedanı'nı devirdikten sonra kendisini yeni kurulan hanedanın imparatoru ilan ederek imparatorluk sarayına döndü. Fakat siyasi olarak yetersiz olduğunu görecekti. MS 19'da Kızıl Kaşlar köylü isyanına ve Çin'deki diğer ayaklanmalara olan tepkisi derhal vergileri artırmak oldu. Bu, kısa sürede büyük bir ayaklanmaya dönüşecek olan çeşitli isyanları tetikledi ve kuvvetlendirdi. Birbirinden farklı isyancı gruplar aynı hedefte ve Kızıl Kaşlar bayrağı ve Fan Chong'un liderliği altında toplandı. MS 23 yılında, Kızıl Kaşlar, Wang Mang'ın yenilerek devrilmesinde ve kısa ömürlü Xin Hanedanlığının çöküşünde kilit bir rol oynadı.

Han Hanedanı kraliyet ailesinin Liu Xuan adlı bir üyesi, Han Hanedanlığını yeniden bir araya getirme ve kendisini imparator olarak duyurma fırsatını yakaladı. Ancak kuralları Kızıl Kaşlar ile pek uyumlu değildi, bu yüzden bir kez daha isyan başlattılar ve onu da devirdiler. Onun yerine Han soyundan bir çocuğu kukla imparator olarak tahta getirerek onun adına Çin'i yönettiler. Bununla birlikte, Kızıl Kaşlar askeri açıdan umut verici olsalar da, devlet yönetiminde yetersiz olduklarını halkla gösterdiler ve yanlış yönetimleri kısa sürede geniş çaplı ayaklanmalar başlattı. Kendi getirdileri kukla imparator devrildi ve yerine başka bir Han soyundan gelen Liu Xiu oturdu. Kızıl Kaşları teslim olmaya mecbur bırakarak hareketlerini sona erdirdi. Ardından iki yüzyıl boyunca hüküm süren Geç Dönem Han Hanedanlığı'nı kuracaktı.

Ülkelerinin milli kahramanları olan kız kardeşler

Trung kardeşler, Trung Nhi ve Trung Trac (yaklaşık MS 12 – MS 43), muhtemelen Vietnam'ın en büyük ulusal kahramanları olabilir. Bir bağımsızlık hareketine liderlik ettiler ve MS 40'ta ülkelerindeki Çin işgaline karşı bir isyan başlattılar. Trung kardeşler doğduğunda Vietnam yaklaşık bir asırdır Çin egemenliği altında acı çekiyordu. Topraklarını Çin boyunduruğundan kurtarmayı başardılar ve üç yıl boyunca yönettikleri bağımsız bir Vietnam devleti inşa ettiler.

Ablası Trung Trac, Çin baskısına ve özellikle acımasız bir Çinli valinin vurdumduymazlığına karşı durabilen Vietnamlı bir asilzadeyle evliydi. Mevcut sorunlardan ve diğer ortaya çıkacak olan isyancıların cesaretini ezmek için Çinliler tarafından idam edildi. Fakat bu hamle geri tepti. Kocası idam edildikten sonra, dul kalan eşi Çinlilere karşı diğer Vietnamlı asillerini topladı ve örgütledi. Küçük kız kardeşi Trung Nhi'nin yardımıyla Trung Trac, modern Hanoi yakınlarındaki Kızıl Nehir Deltası'nda bir ayaklanma başlattı. Oradan, isyan hızla Vietnam kıyılarında yukarıdan aşağı kadar yayıldı. Baskıcı Çin yönetimi altında ezilen nice nesilden sonra, Vietnamlılar ayaklanmaya kesinlikle hazırdı ve ayaklanma çılgın bir hızda yayılacak durumdaydı.

Kadın ordularının öncülüğünde bir isyan

Trung kardeşlerin isyanı, ordularının genellikle kadınlardan kurulmuş olması yönüyle, silahlı isyanlar arasında bir ilkti. Bu asi kardeşler ağırlıklı olarak kadın çeteler eşliğinde çok sayıda Çin kalesini ele geçirdi ve garnizonların peşinden giderek yok etti. Birkaç ay içinde Vietnam'daki Çin hükümdarlığı dağıldı. Çinliler ülkeden gönderildi ve Trung Trac kraliçe ilan edildi. Kız kardeşler Vietnam ordularını Çinlilere karşı idare ettiler ve güçleri sayıca çok fazla olmasına rağmen kardeşler işgalcileri üç yıl boyunca Vietnam'ın dışında tutmayı başardı.

Bununla birlikte, en sonunda Çinliler Vietnam'ı yeniden işgal etmek için büyük bir kuvvet topladılar ve MS 43'te Trung Kardeşler savaşta yok edildi. Yakalandıktan sonra Çinliler tarafından başları kesildi ve daha sonra Vietnam üzerindeki hükümlerini yeniden ortaya koydular. Bağımsız devletlerinin kısa ömürlü olduğu görülse de, Trung kardeşler yine de Vietnam ulusal kimliğinin tohumlarını toprağa bir defa ekmeyi başarmıştı. Vietnam'daki geleneksel inanca göre, Trung kardeşler olmasaydı bugün Vietnam ulus kimliği olmazdı. Çinlilere karşı isyan başlatmamış olsalardı, Vietnam'ın tamamen Çin'e dahil edilip asimile edileceğine ve bugün sadece bir Çin eyaleti olacağına inanılıyor.

Ezilen ve gaddarlaştırılan Rus serfleri isyan üstüne isyan başlattı

19. yüzyılda nihayet serbest kalana kadar, Rusya'nın ezilen serfleri isyan üstüne isyan başlattılar, ancak her seferinde vahşice karşı koyularak zorunlu bir teslimiyet yaşadılar. Yüzlerce nispeten küçük ama yine de gerçekten şiddetli ayaklanmalar vardı ve bunlara dahil olan binlerce kişi söz konusuydu. Bununla beraber, 17. ve 18. yüzyıllarda kabaca yüz yıllık bir süre içinde, üç ayaklanma tetiklendi, genişledi ve Rusya'yı temelden sarsan büyük isyanlar haline geldi.

Bunlardan ilki, 1670-1671'de, kaçak serflerin, özgür köylülerin -Çarlık Rusya'sı söz konusu olduğunda kesinlikle göreceli bir terimdir- ve Kazakların, Rusya'nın aristokrasisine ve hükümetine karşı ayaklanmaları sırasında gelişti. İsyan, Çarlığın güneybatı sınırındaki aşağı Don Nehri boyunca sürüyordu ve oradan güney Rusya'yı kapsayacak şekilde yayıldı. İsyan, tarihte genellikle Stenka Razin olarak bilinen Stepan Timofeyovich Razin adlı Kazak lider tarafından koordine edildi. Razin hakkında pek bilgimiz yok. Sadece 1630 civarında alt sınıf Kazak ailesinde doğduğundan eminiz. Bir yıl içinde, büyük bir isyanın lideri olarak yaptıklarıyla, tarihindeki yerini aldı.

Volga Nehir Korsanı

Tarihi dökümanlarda Stenka Razin'in ilk yazılı sözleri, Beyaz Deniz'deki bir manastıra hac görevi için izin istediği 1652 yılını işaret etmektedir. Bir diğer bilgi 1661 tarihli belgelerde yer almaktadır. Burada Don Kazaklarından Kalmıklara, Rusya ve modern Kırgızistan'da Bozkırda yaşayan bir Moğol alt grubu olan diplomatik bir görevin üyesi olarak yer verildiği görülüyor. Tarihsel kayıtlardaki bir sonraki bilgi ise 1667'ye dayanıyor. Burada bir nehir korsan topluluğunun başı olarak tanımlanmış.

Razin ve adamları, Volga Nehri'nde seyreden tüm gemileri ele geçirdiler ve onlardan "haraç" aldılar ve ödemeyi reddedenleri ise elbette yağmaladılar. Razin'in çağırdığı Kazaklar, Rusya'nın güney ve güneybatı sınırları boyunca yarı askeri, demokratik, kendi kendini yöneten topluluklardı. Kesinlikle tarımcı değillerdi, sadece Don ve Volga nehirlerindeki ticaret gemilerinden aldıkları geçiş ücretleriyle geçiniyorlardı. Rus bürokratları Çar adına Rusya'nın güney sınırlarıyla anlaşmaları karşılığında Kazakları finanse etti ve fiili bağımsızlıklarına izin verdi.

Gelecekteki isyan liderinin Ruslara karşı ilk hamlesi

Kazaklar, yöneticiler tarafından kabul gören bir uygulama olan Volga Nehri'ni kullanan gemilerden alışılmış olarak haraç aldı. Ancak, öyle görünüyor ki, Razin bir şekilde yöntem değiştirdi ve Kazakların kabul edilebilir yasallaştırılmış korsanlığına aykırı bir şekilde geçiş ücretleri almaya başladı. Bu, Rus tarihinin çalkantılı bir dönemi yaşanırken gerçekleşti. 1650'lerde ve 1660'larda savaşlar, salgın hastalıklar ve gıda kıtlığı Rusya genelinde yaygın sefalet ve yoksulluk başlattı. Kaosta, birçok serf baskıcı efendilerinden Kazakların kalbi olan Don Nehri bölgesine kaçmayı başarmıştı.

Rus yetkililer kaçak serfleri zorla geri toplamaya çalıştılar, ancak Kazaklar direndi. Çarlık hükümeti onlara boyun eğdirmek ve fikirlerini değiştirmelerini sağlamak için sübvansiyonları ve gıda kaynaklarını sonlandırdı. Buna karşılık, Kazaklar silahlanmaya başladı. 1667'de Stenka Razin, Rus ambargosuna direnmek için bir Kazak alayı oluşturdu. O yılın Mayıs ayında, hem Rus Çarı'nın hem de Ortodoks Kilisesi Patriğinin yetkisinde olduğu bir Rus kervanına saldırdı. Bu, büyük bir isyanın nihai liderliğine doğru kesin bir hamleydi.

Bir Kazak Cumhuriyeti düşü

Stenka Razin'in Rusya'nın en güçlü şahsiyetlerinin yararlandığı bir kervana saldırması yetkilileri kızdırdı ve hemen kanun kaçağı ve suçlu ilan edildi. Strese kapılmayan Razin, adamlarını Hazar Denizi boyunca Pers yerleşimlerini yağmalamaya gönderdi. Don Nehri bölgesine döndüğünde artık tanınan bir kahramandı. Daha sonra yaklaşık 7000 köylü ve kaçak serfi örgütledi ve onları Rusya'nın yoksulları adına bir isyana ikna etti. İsyan yaygın bir genişleme kazandı ve Razin'in güçleri büyüyordu.

Mayıs 1669'da köylü ordusu Astrakhan ve Tsaritsin'i (modern Volgograd) ele geçirdi. Bunun için şehirlerde yaşayanlar kapılarını Razin'in adamlarına sonuna kadar açmıştı. İsyanın büyüsü yayıldı ve 1670'e gelindiğinde Rusya'nın güney ve güneybatısındaki 200.000'den fazla köylü ve serf silahlandırılmıştı. Gruplar halinde toprak sahiplerine ve hükümet yetkililerine saldırdılar. Razin, Moskova'ya yürüyüşe ön gösterim olarak Volga Nehri boyunca bir Kazak Cumhuriyeti kurmaya çalıştı. "Sıradan insanlara engel olan soyluları ve yetkilileri ortadan kaldırmak" için Rus başkentini ele geçirmeyi hedeflediğini duyurmuştu.

Rusya'nın ilk büyük Köylü İsyanı'nın bastırılması

Ne yazık ki Stenka Razin ve Rusya'nın ezilen serfleri için başarıya ulaşma hayali, saldırdıkları ancak işgal edemedikleri Simbrisk şehrinde durduruldu. Etrafındaki iki şiddetli savaştan sonra, Razin'in güçleri hiddetli hükümet güçleri tarafından yenilgiye uğratıldı ve neredeyse yok edildi. Böylece Razin Don'a kaçtı. Simbrisk'teki yenilgiye rağmen, Razin'in elçileri daha kuzeyde başka ayaklanmalar başlatmaya çalıştı. Kazakların mutlak eşitliğinin tüm Rusya'ya yayılacağı bir cumhuriyet kurma isteğini yeniden ilan etti. Bu, köylüler ve serfler arasında alıcısının olduğu bir niyetti.

Kısa süre sonra, özgürlük elde ederek esaretten kurtulma çabasında olan silahlı köylüler, Moskova'nın eteklerinde ve yaklaşık 400 km doğuda, Nizhny Novgorod çevresinde gruplar halinde bir araya geldiler. Ancak hükümet gücünün karşısında, hafif silahlı serfler ve köylüler, profesyonel askerlerin disiplini ve saldırı gücüyle boy ölçüşemeyeceklerini göreceklerdi. Ayaklanmalar kanlı biçimde bastırıldı, ardından yüz binlerce köylü ve serfin katledildiği şiddetli bir terör dalgası başladı. Sadece Novgorod bölgesinde yaklaşık 100.000 kişi katledildi. 1671'de isyan sonlandırıldı ve o yılın Nisan ayında Stenka Razin yakalanarak Moskova'ya götürüldü. Orada, beklendiği gibi başı kesilmeden önce, uzuvlarının kesildiği St. Basil Katedrali'nin önünde korkunç bir halka açık şekilde infaz edildi.

Bir sonraki Büyük Rus Serf isyanı

Bir sonraki büyük serf isyanı, oylarla seçilmiş bir Kazak lideri olan Kondraty Bulavin tarafından idare edildi. Astrakhan İsyanı olarak da bilinen Bulavin İsyanı (1707-1708), 17. ve 18. yüzyıllarda Rusya'yı sarsan üç büyük köylü isyanından ikincisiydi. Stenka Razin ayaklanmasında olduğu gibi, bu isyan da Moskova ile bağımsız Kazaklar arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle tetiklendi. Ayaklanma, merkezi yönetimler Rusya'daki baskılarından kaçan serf akımını durdurmaya çalıştıkları için küçük olmayan bir şekilde ortaya çıktı.

Ezilmiş serfler, bağlı oldukları mülklerden kaçtılar ve Kazak sınır topraklarında özgürlük çabasına girdiler. Razin'in bir nesil önceki isyanında olduğu gibi, Çarlık yöneticileri kaçakları aristokratlar için kurtarmaya çalıştığında, Kazaklar direnç gösteriyordu. Bulavin'in İsyanı'na giden yolda bir başka kırılım anı daha vardı: Batılılaşmaya ve modernleşmeye karşı inatlaşma. O zamanlar Çar Büyük Petro, Rusya'yı modernize etmek ve ülkesini batı kıstaslarına yaklaştırmak için sert reformlar gerçekleştiriyordu. Bu, Rusya'daki birçok kişiyi yanlış yollara itti ve Çar'a ve hükümetine karşı kızgınlığı artırdı.

Kaçak serfleri kurtarma hamlesi büyük bir Rus isyanını başlattı

Çar Büyük Petro'nun hamlelerinin çoğu, Rusya'nın dindar köylüleri tarafından saygısızlık ve Ortodoks inançlarını umursamama olarak görüldü. Köylülerin önceden var olan şikayetlerinin ve altında ezildikleri baskı ve adaletsizliğin üstüne yığılan bu dini durum, ciddi bir mutsuzluğa yol açtı. Bunlarla beraber, birçoğu özgürce inançlarını uygulayabilecekleri ve yaşayabilecekleri Kazak topraklarına kaçtılar. Bu, toprak sahiplerini işgücü sıkıntısıyla karşı karşıya bıraktı, bu yüzden hükümete kaçakları geri getirmesi ve efendilerine geri vermeleri için baskı yaptılar.

Buna karşılık, Büyük Petro, 1707'de Kazak yerleşimlerinde bir nüfus sayımı istedi. Hedef, kaçak serfleri tespit etmekti, böylece Rusya'ya ve zenginlerin topraklarında çalışmak zorunda oldukları mülklere geri gönderileceklerdi. Çarın emrini yerine getirmek için gerçekleşen sefer, Kazaklar tarafından özgürlüklerine yönelik bir tehdit olarak kabul edildi. 8 Ekim 1707 gecesi Kondraty Bulavin, Çarlık kuvvetlerinin üzerine doğru onu yok eden bir Kazak çetesine liderlik etti. Bu, Moskova'ya yürümeyi amaçlayan, yaygın, ama henüz kuvvet kazanmamış, köylü isyanının ilk eylemiydi.

Kaos içinde bir halk isyanı

Bulavin İsyanı'ndaki serflerin ve köylülerin niyeti Çar'la savaşmak değildi. Bunun yerine, birçok köylünün yanlışlıkla onu kendi zor durumlarından habersiz tuttuğunu düşündükleri şeytani danışmanlardan kurtarmayı istiyorlardı. Daha dini bir yönelime sahip diğerleri, gerçek Çar'ın saklandığına inanıyordu. Onlara göre Çar Peter olduğunu söyleyen ve Ortodoks inancını alt üst eden radikal batılılaşma reformlarını uygulamaya çalışan kişi aslında Deccal'di. QAnon tipi teorilerin bu eski dönem versiyonu, isyancıların kaybetmesinin birçok nedeninden başlıca olanlarından biriydi. İsyanları geniş çapta yayılım kazanmış olsa da, zayıf liderlik ve kültür eksikliği, isyanı başarısızlığa mahkûm etti.

Diğer şeylerin yanı sıra Bulavin, hoşnutsuz olunan durumların çevresinde toplanabileceği ve beraber hareket edebileceği alternatif bir Çar sunmayı başaramadı. Sonuç olarak, silahlı direnişin geneli, yetkililerin parça parça bastırabileceği çeşitli hamlelerle dağıldı. Ek olarak, Çar Peter o sırada İsveç'e karşı büyük bir savaş içinde olmasına rağmen, isyancılar eylemlerini İsveçlilerle beraber sürdürmeyi dahi başaramadı. Böylece Çar'ın, serflerle başa çıkmak için 32.000 kişilik bir ordu toplamaya yetecek bolca zamanı oldu. Bu güç, isyanı aşamalı bir şekilde bastırdı. İsyan, kanlı yenilginin ardından gelen çekiç vuruşları altında çökerken, Bulavin'in yandaşlarından bir grup isyancı lidere karşı ayaklanarak 7 Temmuz 1708'de onu öldürdü. Doğal olarak bu ölüm isyanı daha hızlı bir şekilde sona erdirdi.

En büyük Rus köylü isyanı

Köylü Savaşı olarak da bilinen Pugachev İsyanı (1773 – 1775), Rusya'nın 1670-1775 yılları arasında patlak veren büyük köylü ayaklanmalarının üçüncü ve en büyüğüydü. İsyan, eski bir Rus ordusu teğmeni olan Emilian Pugachev tarafından idare ediliyordu. Çarlık için varoluşsal bir tehdit söz konusuydu. Diğer isyanlarda olduğu gibi, Rusya'nın sömürgeci hükümetinin ve aristokrasinin esiri durumundaki köylülerinin büyük bir kızgınlığı eşliğinde gerçekleşti. Ezilen serflerin durumları, Osmanlı Türklerine karşı bir savaş nedeniyle daha da kötüleşti.

Rusya'nın kesinlikle sürdürülebilirliği olmayan vergi sisteminde, savaşın maliyeti en ağır şekilde en zenginlerin üzerine değil, en fakirlerin üzerine yükleniyordu. Yani zaten ezilmiş ve sömürülen köylüler tamamen yok ediliyordu. Elbette batılılaşma çabaları da rol sahibiydi. Büyük Katerina döneminde, Rusya'nın seçkinleri batı kültürünü, sanatını, teknolojisini, modasını ve yemeklerini çoktan benimsemişti. Bununla birlikte, yeni batının lüksleri ve batılılaşmış yaşam standardına ulaşmak oldukça pahalıydı. Rus toprak sakhipleri, batılılaşmanın yükünü kaldırmak için köylü serflerine dönere vergi yüklerini artırdılar ve onları tamamen kuruttular.

Dev bir isyanı başlatan sahte Çar

Köylülerin artan vergileri protestolara, toprak ağalarının topraklarından kaçan serf olaylarının artmasına ve isyanlara yol açtı. 1762-1772 arasında, Rusya İmparatorluğu genelinde 160'tan fazla yerli köylü ayaklanması kaydedildi. 1773'te huzursuzluk, büyük bir köylü isyanına dönüşecekti. 1763'te suikasta uğrayan Çar III. Peter'ın aslında öldürülmediği haberiyle daha da büyüdü. Bunun yerine, ölümden kurtulduğu ve Kazakların arasına doğru Büyük Çariçe Catherine'den saklanmak için kaçtığı söylendi. Bu anlatıda Çar kötü bir figür olarak tanımlanmıştı. Çünkü III. Peter onlara göre Rusya'nın köylülerini serflikten kurtarma arzusundaydı ve Çar bunu engelliyordu.

Aslında kendini Çar ilan eden III. Peter, eski köylü ayaklanmasının lideri Stenka Razin'in 100 yıl önce doğduğu aynı köyde doğan bir Kazak olan Emilian Pugachev'di. Pugachev, Yedi Yıl Savaşı'nda savaşmış bir Rus ordusu teğmeniydi. Bir gün firar etti ve Güney Rusya'da Eski İnananlar olarak bilinen Ortodoks köktendinciler arasına dahil oldu. Onlarla birlikte Pugachev, ölen III. Peter olarak tanınmak için bir plan yaptı. Bu düzenbazlık, kısa sürede Kazaklar, köylüler ve ayrımcılığa ve Ortodoks Hristiyanlığa geçme taleplerine bozulan Rus olmayan nüfus arasında yaygın bir zemin elde etti.

Rusya'yı derinden sarsan isyan

Pugachev, pek rağbet görmeyen kelle vergisini kaldırmaya ve zorla çalıştırmayı tamamen iptal etmeye söz verdi. Bu birçokları için güzel bir haberdi ve Kazaklar, Tatarlar ve diğer Rus olmayanlar tarafından desteklenen büyük bir köylü ordusunun oluşmasına yetti. 1773'te bu ordu, isyanı bastırmak için gönderilen bir Rus ordusunu yendi. İsyancılar Rusya'nın derinliklerine ilerledikle, Rus toplumlarına aristokratik baskıdan kurtuluş sözü verdiler. Pugachev, Çar III. Peter hikayesi altında, köylülerin soylulardan özgürlüğünü aldığına işaret eden alternatif bir hükümet kurdu. Ayrıca isyancılar tarafından yakalanan suç işlemiş toprak sahiplerini ve yetkilileri yargılamak ve cezalandırmak için mahkeme oluşturdu.

İsyan giderek büyüdü ve en yüksek noktasında isyancılar Volga Nehri'nden Urallara kadar uzanan geniş bölgelere sahip oldular. Nisan 1774'te Pugachev bir yenilgi alarak güney Urallara kaçmak zorunda kaldı. Orada yeni bir ordu kurdu ve savaşı sürdürdü. Bozkırda, özellikle de isyancıların ateşe verdiği Kazan şehri çevresinde bir dizi savaşa girdi. Bir sürü aksilikten sonra isyancılar, bugünkü Volgograd'ın dışında mağlup oldukları Volga Nehri'ne çekildiler. Pugachev'in teğmenleri kendisine ihanet edecekti. İsyan, Moskova'ya götürülen ve Ocak 1775'te idam edilen liderin ele geçirilmesiyle çöktü.

Şarlman'ın yeni yöntemlerine karşı Sakson İsyanı

841-845 yılları arasındaki Stellinga Ayaklanması, adını "yoldaş" veya "arkadaş" anlamına gelen Eski Saksonya kelimesinden almıştır. Ayaklanma, çoğunlukla köylülerden oluşan Sakson hür ve azatlıların yakın zamanda kaybedilen haklarını geri almak için başlattıkları bir isyandı. İsyancılar sınıf olarak alt düzeyde olmasına rağmen, Saksonlar putperestken ve geleneksel kabile gelenekleriyle yaşarken, buna rağmen siyasi ayrıcalıklara sahipti. Bununla birlikte, Saksonlar Charlemagne (Şarlman) tarafından zorla Hristiyanlığa geçirildikten sonra, halk sadece köylülere ve serflere indirgendi.

840 yılında Karolenj İmparatorluğu'nda Dindar İmparator Louis'in varisleri arasında bir iç savaş başladı. Taraflardan biri olan I. Lothair, Stellinga'nın Sakson alt sınıflarına, paganizm dönemlerinde sahip oldukları hakları iade etme sözü verdi. Karşılığında, gelecekteki Almanya Krallığı olan Doğu Francia tahtına kendisini oturtmak için desteklerini istemişti. Bu süreçte Sakson soyluları, Charlemagne (Şarlman) tarafından dayatılan yeni düzenin destekçileri ile bu düzene karşı çıkanlar arasında ikiye ayrıldı.

Stellinga'nın kanlı bastırılması

Stellinga İsyanı 841'de patladı. Çağdaşların tanımladığı gibi: "Tüm Saksonya'da kölelerin gücü efendilerine karşı hiddetle yükseldi. Kendileri için pek çok çılgınlık yaptılar. Ve o ülkenin soyluları köleler tarafından şiddetle zulme uğradı ve aşağılandı". İfadeden görüldüğü gibi kraliyet papazı olan yazar, isyancılara karşı önyargılıydı. İsyancılar aristokrasiye sırtını dönmüştü ve bu davranış birçoklarını alarma geçirdi. Çünkü bu ayaklanma, orta çağ dünyasının doğal düzenini neyin oluşturduğuna dair algının tersine dönmesi olarak görülüyordu.

Stellinga'nın savunucusu I. Lothair, 841'de Fontenoy Savaşı'nda yenildi ve sonunda kardeşleriyle bir ateşkese imza attı. Kazanan kişi olan kardeşi Alman Louis, isyancılara karşı hareket ederek onları askeri olarak da yendi. Daha sonra yakalanan Stellinga liderlerini infaz ettirdi. Mülklerinden kovulan Sakson soyluları, Alman ordularının koruması altında topraklarına geri getirildiler. Köylüleri, terör ve misilleme intikamı saltanatı altında yöneteceklerdi.

Hint ulusal kahramanı Lakshmi Bai

Jhansi'li Rani olarak da bilinen Lakshmi Bai (1830 – 1858 civarı), kuzey Hindistan'daki prens eyaleti Jhansi'nin rani veya kraliçesiydi. En çok, 1857 – 1858'de İngiliz Raj'a karşı büyük bir isyan olan ve bireysel olarak birliklere liderlik ettiği ve savaşın direkt içinde olduğu Hint İsyanı'nın başı olarak tanınır. Lakshmi Bai'nin liderliği onu ulusal bir kahraman, Hindistan'ın yabancıların egemenliğine karşı direnişinin bir ismi ve bağımsızlık şehidi yaptı.

İngilizler işgal etmeden önce, Hindistan'ın büyük kısmına hakim olan Maratha İmparatorluğu'nun Peshwa'ya hizmet eden bir askeri subayın veya başbakanın kızı olan Marathi Brahmin ailesinde doğdu. Lakshmi Bai, o günlerde aynı sınıftaki diğer kızlar için alışılmadık bir şekilde yetiştirildi. Birincisi, Peshwa'nın evindeki erkekler arasında büyüyordu ve döneminin üst sınıf Hintli çocuklarına verilen tüm dövüş becerilerini öğrendi. Bu yetenekleri ileride çok işine yarayacaktı.

İngiliz hukuk aldatmacası isyanın tohumlarını ekmişti

Lakshmi Bai ilk yıllarında kılıç kullanma, atış ve binicilik gibi temel sanatlarda uzmanlaştı. Reşit yaşa ulaştığında, Jhansi'nin mihracesi veya prens hükümdarı ile evlendirildi. Çiftin çocuğu olmasa da kocası bir çocuğu varisi olarak evlat edindi. Kocasının ölümü üzerine İngilizler, Jhansi'yi ele geçirmek için kendi ürettikleri yasal hilelere başvurdu. Evlat edinilen çocuğu prens devletin varisi olarak tanımayı reddettiler ve kararlarını Doctrine of Lapse olarak bilinen yasal olmayan bir "yasal zemine" oturttular.

İngilizlerin, doğum yoluyla varisi olmayan bir Hindu hükümdarının bir halef edinmesini yasaklamalarını ve hükümdar öldükten veya tahttan çekildikten sonra topraklarını ilhak etmesi.

Doctrine of Lapse nedir?

İngilizlerin yoktan var ettiği doktrin, "açıkça yönetimde başarısız olmaları veya erkek varisleri olmadan ölmeleri" durumunda Hintli hükümdarların topraklarını ilhak etme politikasına çevrilmişti. Açık şekilde bir erkek varisin yasal olarak kabul edilebilir olup olmadığıyla ilgili karar verme mekanizması İngilizlere kalmıştı. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, çoğu zaman kendilerine en uygun şekilde vermeye başlamışlardı. Yabancı Raj'ın evlat edindiği çocuğun mirasına el koymaya çalıştığı kendisine bildirildiğinde, Lakshmi Bai "Jhansi'mi teslim etmeyeceğim!" diye yemin edecekti. Bu, İngilizlere karşı daha sonraki isyanda tüm halkın adeta bir haykırışı olacaktı.

Jhansi'nin Rani'si İngiliz Rajına karşı

1857'de, İngiliz servisindeki yerel birlikler olan Hint sepoyları isyan etti ve isyanları hızla kuzey Hindistan'a yayıldı. Lakshmi Bai, Jhansi'nin naibi ilan edildi ve prens devletin reşit olmayan varisi olan oğlu adına yönetmeye başladı. Asker topladı ve isyancılara katıldı ve Hindistan'ın dört bir yanından agresif yerliler, desteklerini vermek ve emri altında savaşmak için adeta akın etti. Kuvvetlerini, komuta kabiliyetini öne sürerek egemenliğini iyice aksettirdiği bir dizi başarılı çarpışma boyunca yönetti. Sonunda, İngilizler Jhansi'yi geri almak için bir ordu hazırladı. Teslim olmasını istediklerinde, "Bağımsızlık için savaşıyoruz. Lord Krishna'nın sözleriye; eğer galip gelirsek, zaferin meyvelerinin tadını çıkarırsak, savaş alanında yenilir veya öldürülürsek, kesinlikle sonsuz şan ve kurtuluş bizim olacak." cevabını verdiler.

İngilizler Jhansi'yi kuşattı ve ardından Lakshmi Bai'nin birliklerini bizzat yönettiği ve sert bir direniş sergilediği şiddetli bir savaş başladı. İngiliz ağır topçuları sonunda şehir surlarını aştı. Jhansi düşmek üzereyken, Rani küçük bir kuvvetle yola çıkan vahşi bir saldırıya liderlik etti. Çocuğu sırtına sarılı olarak bireysel olarak İngiliz kuşatma hatlarında çatıştı. Bir yandan kaçarken diğer isyancı güçlere ulaştı ve savaşa devam etti. Sonunda, 17 Haziran 1858'de İngiliz süvarilerine karşı bir çarpışmada savaşta öldürüldü.

1323-1328 Flanders köylü isyanı

1323-1328 Flanders Köylü İsyanı, Flanders'daki köylülerin ve şehirlilerin kitlesel bir ayaklanmasıydı. Orta Çağ'ın en şiddetli ayaklanmalarından biri olarak tarihe geçti. İsyan, Flanders'ın yeni hükümdarı Kont I. Louis tarafından yakın zamanda ağır bir vergilendirme dayatmasıyla ateşlendi. İşleri daha da kötüleştirmek için kont, popüler olmayan Fransız yanlısı politikalar da benimsemişti. Ekonomisi İngiltere ile ticaret etrafında dönen Flanders'daki çoğu kişinin finansal çıkarlarına zarar veriyorlardı.

İsyan, şimdiye kadar özerklik, ayrıcalıklı bir toprak kiracılığı ve aristokratik suistimallere karşı yasal korumalardan yararlanan köylülerin sınıf protestosuydu. Tüm bu haklar şimdi yeni hükümdar tarafından tehdit ediliyordu. Köylüler, şehirlerde müttefikler buldular. Şehirdekilerin zor kazanılmış özgürlüklerini koruma ve genişletme mücadelesi, Flanders'ın kontu ve müttefiki Fransa kralı tarafından da tehdit ediliyordu. 1323'te kötü bir hasattan sonra isyan, köylülerin Kont Louis'e vergi ödemeyi reddettiği o yılın sonlarında patlak veren çeşitli yerlerdeki kırsal isyanlarla başladı.

Flandre köylüleri kazandı ama zaferleri kısa sürdü

Flanders'ın köylü isyancıları kısa sürede müreffeh çiftçiler, yerel çevre ve Brugge belediye başkanı tarafından yönetilen daha büyük gruplar halinde birleşti. Kont Louis o sırada yeterli askeri güce sahip değildi, bu yüzden 1324'te isyancılarla bir barış anlaşamsı yaptı ve şikayetlerinin geçerliliğini kabul etti. Ancak isyancılar, sıradan bir kişinin bir şövalye tarafından öldürülmesi ve Kont Louis'in altı Bruges sakinini tutuklamasının ardından savaş yöntemine geri döndüler. Kont yakalandı ve 1325'te önemli yandaşlarından da birkaçının idam edildiği Bruges'e getirildi. Görüşmelerden sonra, Fransa kralının baskısıyla birlikte kont 1326'da serbest bırakıldı ve kısa süre sonra bir barış anlaşması onaylandı.

Fransız kralının ölümünden sonra 1328'de yeni bir ayaklanma patlak verdi ve Flanders kontu, Fransa'nın yeni kralı VI. Phillip'i askeri yardım için davet etti. Bir Fransız askeri seferi düzenlendi ve isyancıları o yıl Cassel Muharebesi'nde mağlup etti. Kral Philip, Flaman şehirlilerin iyi davranışları için rehin aldı, ardından Fransa'ya döndü ve burada Bruges belediye başkanını idam etti. Flanders'a döndüğümüzde, Kont Louis mağlup isyancılara uygulanan toplu infazı izledi ve böylece direnişin son közlerini de söndürmüş oldu.

1524 – 1525 Alman Köylü Savaşı

1524 – 1525 Alman Köylü Savaşı, 1789 Fransız Devrimi'nden önce Avrupa'nın en büyük halk isyanıydı. Nesiller boyunca, Almanya'daki köylüler, balık tutma, avlanma, silah taşıma veya ortak topraklardan odun toplama konusundaki eski haklarında istikrarlı bir eksilme yaşadılar. Bu arada, aristokrat derebeylerinin istekleri her zamankinden daha ağır hale geldi. Çatışmanın -ve belki de uydurma olarak- Lupfen Kontesi'nin, iplik makarası olarak kullanması için salyangoz kabukları toplamak için tarlalarında çalışmayı durdurma emriyle tetiklendiği söylendi. Tarlalarını ve ekinlerini ihmal etmek açlık demekti, bu yüzden köylüler silaha sarıldı.

İsyan nerede ve nasıl başlarsa başlasın, paylaşılan ortak yaygın şikayetler, isyanın köylüler arasında hızla yayılmasını sağladı. Bastırılmış mutsuzluklar, köylülerin nihayet soylu lordlarına karşı şiddete yönelmelerini sağladı. Katliam fazlaydı ve isyancıların pençesine düşen bir soylu ya da ev sahibi sıra dışı muamelelere maruz kaldı. Üst sınıftan tutsaklar, sırasıyla sopa ve kırbaç kullanan köylüler arasında kalıyordu. Ne kadar kötü olsa da, köylüler tarafından uygulanan şiddet yelpazesinin daha hafif ucunda olduğu düşünülüyordu.

Mirası günümüze kadar hissedilen bir Orta Çağ köylü ayaklanması

Alman Köylü Savaşı'nın kapsamı ve yoğunluğu genişledikçe, birçoğu Martin Luther tarafından yakın zamanda başlatılan Reform'un getirdiği değişikliklerden ilham alıyordu. Köylülerin haklarını ve aristokratların ve toprak ağalarının elindeki baskıdan kurtulmalarını desteklemek için ilahi kanuna başvurdular. Köylülerin talepleri, isyancıların davası için İncil'deki gerekçeyi de gösteren Hristiyan Birliğinin On İki Maddesi başlıklı bir manifestoda özetlendi. Thomas Muntzer ve Huldrych Zwingli gibi bazı önde gelen Protestan reformcular köylüleri ve davalarının adaletini desteklediler. Ancak Martin Luther, ekmeğinin hangi tarafının yağlandığını biliyordu ve isyancılarla hiçbir ortaklık içine girmeyi istemedi. Bunun yerine, aristokratların tarafını tuttu ve Katillere ve Hırsız Köylü Sürülerine Karşı başlıklı bir kitapçık kaleme alacak kadar ileri gitti.

İsyan hızla Almanya'ya yayıldı ve zirvesine ulaştığında 300.000'den fazla köylü silah altına alındı. Ancak, örgütlenme, topçu, süvari ve hiçbir zaman olmayan askeri eğitim eksiklikleri, onları nihai yenilgiye mahkum etti. Çoğu köylü ayaklanmasında olduğu gibi, gerideki güçler kuvvetlerini toplayınca isyan bastırıldı. İsyan bastırıldıktan sonra, köylüler, 100.000'den fazla kişinin katledildiği yaygın bir misilleme saldırısına maruz kaldı. İsyanın başarısız olmasına rağmen, tarih üzerinde kalıcı bir etkisi oldu. Köylülerin taleplerini listeleyen belge olan On İki Madde, Fransız Devrimi için bir ilham kaynağı ve Amerikan Haklar Bildirgesi için bir model olarak tanımlandı.