Atina Demokrasisi'nin Doğuş ve Kuruluş Hikayesi

Atina demokrasisi, 7. yüzyıldaki toprak krizinden ve insanların borçlarına karşılık köle olma çaresizliğinden nasıl doğdu?
Atina Akropolisi'nin uzaktan görüntüsü.
Atina Akropolisi'nin uzaktan görüntüsü.

Dünya, kişilerin ötesinde, işleyen bir güçler sistemiyle yönetilmektedir. Yönetim, finans ve diğer kurumlar insan yapımıdır, ancak yaşamlarımıza etki edecek değişiklikleri uygulama gücüne sahiptir. Kötü sonuçlara neden olabilecek bu durum, insanların inşa ettiği kurumların tarihi boyunca, hatta antik Yunan'da bile geçerliydi. Peki, bu sistemler bizleri yoldan çıkarırsa ne olur?

Atina'da 7. yüzyıl ekonomik buhran içinde geçiyordu. Vatandaşlar yönetim, ekonomi ve en önemlisi hukuk alanındaki düzenden kaynaklanan aşırı borçlanmaya dayalı ödeme kriziyle boğuşuyordu. Atina bu problemleri reform üzerinden çözmesi için yetkiyi Solon'a verdiler. Gerçekleştirdiği reformların ardından yetkileri alınarak sürgüne gönderildi. Solon'un arkasında bıraktığı en önemli mirası, Atina demokrasisi üstünde yükselen yeni uluslar olmuştur.

Atina'da demokrasi yokken neler yaşandı?

Atina Demokrasisi / Pavlus (Tarsuslu Saul veya Paulus) Areopagus'ta vaaz ediyor, 1729-31
Pavlus (Tarsuslu Saul veya Paulus) Areopagus'ta vaaz ediyor, 1729-31, Kaynak: Royal Academy

Atina MÖ 7. yüzyılda, siyasi noktaları elinde tutan Archonlar tarafından yönetiliyordu. Bu durum Atina demokrasi reformuna kadar böyle sürecekti. Archonlar iktidarı Areopagus Konseyi ile beraber yönlendiriyordu. Areopagus yönetim organıydı ve lâyık olduğu düşünülen eski Archonlar buraya girebiliyordu. Çünkü bu konseye girmek ömür boyu geçerli olan bir durumdu, dolayısıyla görevden alınma diye bir şey söz konusu değildi.

Atina ekonomisi o yıllarda tarım odaklı ürünlerin üretimi ve ticaretiyle yaşıyordu. Birisinin zengin olması yalnızca kişisel eforuna bağlı tutulmuştu. Normal piyasa ekonomisinde insanlar, vücut dayanıklılığını ve zihin kapasitesini kullanabileceği birçok yolla zengin olabilirken, Atina'da para kazanmanın tek yolu toprak sahibi olmaktan geçiyordu.

Bu durum bir sorunu gün yüzüne çıkarıyordu; Atina'da ve kentin kontrolündeki değerli bir yer alan Attika'da topraklar azalmıştı. Özellikle MÖ 1000'li yıllarda, çeşitli Yunan şehir devletleri dışarıdan alınan göçlerle büyük nüfus artışlarıyla baş başa kaldı. Atina kentinin nüfusu MÖ 700 ile 500 arasında iki kattan da fazla artışla 20.000'e yükseldi. Korint kenti bu yoğunluğu koloniler oluşturarak dağıttı. Böylece nüfusun bir bölümünün bu kolonilerde yaşaması zorunlu tutuldu. Fakat Atinalılar için bu geçerli değildi.

İnsanların para kazanmak için toprağa ihtiyacı vardı. Fakat toprak arzı hızla azalıyor, dolayısıyla insanların iç gücü de yok oluyordu. Küçük topraklara veya verimsiz toprakları olan insanlar, kalitesiz hasat nedeniyle hayatta kalmaya çabalıyordu. Karlılık azaldığı için bir sonraki ürün için gerekli olan ekipmanlara yatırım yapamadılar. Tam da bu noktada borçlanma süreci başlayacaktı. Borcu veren kişiler zengin topraklar sahipleriydi ve borcu verirken, borçlu kişi kendi toprağını güvence olarak öne sürüyordu. Oysa bu topraklarla yakın zamanda para kazanıp, yaşamlarını idame ettiriyorlardı.

Eğer hasat yine verimsiz olursa, zengin toprak sahipleri neredeyse yok parasına yeni topraklar kazanacaktı. Toprağın gerçek sahibi ise kendi toprağında köle olarak çalışmak durumundaydı. Bu düzende kendi karınlarını doyurabilecek seviyede yaşarken, ürün satarak varlık edinemiyorlardı. Borç sistemi nedeniyle Atina'daki topraklar birkaç zenginin elinde birikmeye başladı. Yoksul kişiler topraklarını alanlara kira ödeyecek duruma geçtiler. Eğer kiralarını ödeyemiyorlarsa, borç kölesi olarak çalışacaklardı. Aristoteles, Atinalıların Devleti'nde şöyle anlatıyor:

Tüm topraklar birkaç kişinin elindeydi ve yoksullar kiralarını ödeyemezlerse hem kendileri hem de çocukları haczedilebilirdi.

Aristoteles, Atinalıların Devleti

Solon: Borç Krizi, Sosyal Sınıflar ve Demokrasi Temelleri

Solon'un bir büstü
Solon'un bir büstü

MÖ 6. yüzyılda Atina yönetiminin önünde iki büyük kriz vardı; aşırı borçlanma ve borçları yüzünden köleleşen insanlar. Bu borç ve teminat sisteminden dolayı devlet adamları dahi köleleştirilmişti. Dolayısıyla bu durum zengin Atinalıları rahatsız etmeye başladı. Artık bir reform yapılmalıydı. Özellikle krizin kaynağı olan ekonomi kuruluşları ve yönetim sistemi yeni baştan dizayn edilecekti.

Bu hedefle, Atina demokrasinin zeminini hazırlayan Solon'u reform sürecinin başına getirdiler. Solon, askeri ve politik liderlikleriyle bilinen güvenilir birisiydi. MÖ 594 yılında archon (Antik Yunan'da baş sulh hakimi) olarak görev yapmaya başladı. Solon tiran sistemlerini daima reddetmiş ve yaşam boyu adil olma önceliğiyle hareket etmiştir. Dolayısıyla Atina'nın ihtiyacı olan yeni sistemin inşası için kendisine özel yetkiler verildi.

Solon sistemin iskeletini zenginliğe göre sınıflandırma üstüne yaptı. Buna göre en zengin sınıf her hafta 500 kile buğday elde edebilen pentakosiomedimnoi'lerdi. Hippeiler veya hoplitler ise zırh alabilecek parası olanlardı. O çağlarda askerler kendi zırhını almak durumundaydı. Modern ordu sistemi kurulmamıştı. Zeugitai sınıfı ise topraklarını sürmek için öküz satın alabilen kişilerdi. Bu önemliydi çünkü fazla işgücü olan her zaman daha fazla kazanç sağlayacaktı. Son olarak ise en önemli sınıf, borç kölesi haline getirilip topraklarını elinden alınan thetesler vardı. Eski sınıflandırma sistemi insanları kalıtsal gelen özelliklerine göre ayırırken, artık insanlar gözle görülür farkla göre haklara sahip olacaktı.

Solon büyük bir hamle yaptı ve "Yüklerden kurtulmak" ismini verdiği kanunla tüm borçları ortadan kaldırarak, borçlu köleleri serbest bıraktı. Kölelik sorunu bir andan bitmişti. Ödenmemiş borçlara karşılık teminat verilen toprakların hepsi eski sahiplerine iade edildi. Artık Atina'da bir kişi borç için kendisini güvence (kefil) olarak gösteremeyecekti. Solon bu noktada bir noktayı gözden kaçırmış gibiydi; toprağın tamamını yeniden dağıtarak, yoksul olan sınıfın da verimli topraklara erişmesini sağlamak. Bu hamle Atina'nın elit sınıfı için çok aşırı bir hamle olabileceği için risk almadı. Zenginler elbette Atina demokrasisinin çabasını her zaman desteklediler. Fakat kendilerini etkileyecek durumları kabul edemezlerdi.

Solon'un Hükümet ve Aile Reformları

Perikles'in politikaya dait oldukça ileri fikirleri vardı.
Perikles'in politikaya dair oldukça ileri fikirleri vardı.

Solon kentin yönetim kademelerinde reform yaptı. Atina Solon'dan önce, Archonlar ve Areopagus'un elinde tuttuğu ve tamamen oligarşik bir mekanizmayla yönetiliyordu. Şimdi ise Ekklesia (Yasama) ve Boule (Yürütme) tarafından yönetilecekti. Boule, kararları ve yasaları tartışan ve teklif eden seçilmiş senatörlerden oluşturuldu. Ekklesia ise toprağı olmayan thete'lere kadar tüm Atina vatandaşlarından oluşuyordu.

Yeni yönetim sisteminden önce yalnızca seçkin sınıf Atina yönetiminde etki sahibiydi. Teorik açıdan artık kentin tamamı temsil ediliyordu. Eğer vatandaşı etkileyen bir sorun varsa, kendileri bunu dile getirebilecekti. Hatta isterlerse, kendini neredeyse yok eden kölelik sistemini içeren yasaların ele alınması dahi mümkündü. Fakat, mülkiyetin yeni baştan dağıtılma konusu gibi, Solon zengin elit sınıfı kızdırmadan ince bir ip üstünde denge kurmak zorundaydı. Bu sistemde Boule (Yürütme)'ye seçilme hakkı ilk üç sınıfa verildi. Solon'un da bulunduğu Archon'a ise sadece seçkinler kabul edildi.

Solon döneminin çok ilerisindeydi. Aile reformunu dahi planladı. Karı, koca ve çocuktan oluşan çekirdek aileye yönelik aile yasalarında yenilemeye gidildi. Eğer bir çocuk evlilik dışı dünyaya geldiyse, ailedeki çocukla aynı yasal hakları edinemeyecekti. Bu kanunda engellenmek istenen şey, elit kesimin birden fazla eş edinmesinin önüne geçmektir. Artık seçkin sınıflarda tek bir eş sahibi olmalıydı. Yani aynı yoksullar gibi. Bu dolaylı sınıf eşitlemesi, Atina demokrasinin önemini daha da ortaya koyuyor.

Draco'dan Solon'a Ceza Hukuku

Draco, Atina'nın ilk kanun koyucusuydu ve keskin uçlu cezalar uyguluyordu.
Draco, Atina'nın ilk kanun koyucusuydu ve keskin uçlu cezalar uyguluyordu. Ardından gelen Solon bunlara daha makul bir düzeye getirdi.

Atina daha önce Draco'nun sert kanunlarına tabiydi. MÖ 7. yüzyılda hazırladığı yasalar, insanlar başkası tarafından zarar gördüğünde, devlette belirlenen cezaya göre kendi adaletinden sorumlu olduğu ilkesine bağlanmıştı. Draco bu yasalarda gerçekten çok acımasız cezalara yer verdi. İnsan öldürme ve önemsiz hırsızlıklar gibi iki farklı suçun cezası ölümdü. Hatta neredeyse her yanlış hareket ölüme gidebilirdi. Günümüzdeki "draconian" terimi de bu yasalardan gelmektedir. Draco'nun kanunları temelde kan davasının güdülmesine normal bakıyordu. Yani aslında kanunlar bir kanunsuzluk ortamı oluşturdu.

Solon bu durumu elbette değiştirmeliydi. İnsanların kendi adaletini kendisi sağlamalı hükmünü kaldırdı. Bu kanun yerine, insanlar her vatandaş gibi bir halk jürisinin karar vereceği mahkemelere başvuracaktı. Adaletle yargılama, Atina demokrasisi gibi diğer tüm demokrasilerin temel noktası olmuştur.

Kleisthenes ile Atina Demokrasisi Son Şeklini Aldı

Atina Demokrasisi / Kleistenes,Atinalı bir soyludur. MÖ 501'de anayasal düzene geçerek Demokrasinin ilk adımını atmıştır.
Kleisthenes, Atinalı bir soyludur. MÖ 501'de anayasal düzene geçerek Demokrasinin ilk adımını atmıştır.

Kleisthenes, Atina Demokrasisi'ni en son formuna getiren kişiydi. MÖ 507'de başlattığı reformların büyük bölümünü Solon'un kanunlarını geliştirerek inşa etti.

Özellikle Attika kentinin siyasi yapısının merkezinde soy temelli dört kabileyi bölgesel olarak yeniden düzenleyerek on kabileye ayırdı. Kabilelerden bir tanesi Attika'nın farklı uzak yerlerinden gelen insanlardan oluşturuldu. Böylece diğer kabileler arasında oluşabilecek fraksiyonları engelleyebilecekti. Hep beraber antrenman yapmak, beraber savaşmak ve festivaller düzenlemek gibi ortak konular her kabilenin katılımcı olmasını gerektiren konulardı.

En kritik nokta, on kabileden her birisi Boule'de kendi seslerini duyurmaları için 50 kişi seçebiliyordu. Böylece yeni yasaları konuşmak ve teklif etmek için 500 kişilik bir meclis oluşmuştu. Bu reform, Atina demokrasinin kilit kurumlarından birisini ortaya çıkarmıştır. Kleisthenes'nin bölge temelli tasarımı, Avustralya'nın seçim bölgesine dayalı seçim sistemi de olmak üzere günümüzde birkaç ülkede görülmektedir. Bu sisteme göre her bir seçim bölgesindeki vatandaş, kendilerini mecliste temsil etmesini istediği kişilere oy vermektedir.