Roma İmparatorluğu'nun Hindistan ve Çin Ticaret Yolu

Roma, vatandaşlarına her türlü olanağı sağlamak için Doğu ülkelerine ticaret yolları kurdu ve bunları zamanla kollara ayırdı.
antik hindistan roma

Roma İmparatorluğu'nun doruk noktası MS 1. ve 2. yüzyılları arasında yaşanmıştır. Güçlü lejyonlar geniş kara topraklarını güvende tutarken, imparatorluk donanması tarafından "Denizimiz (Mare Nostrum)" olarak isimlendirilen Akdeniz sularını elinde tutuyordu. Roma'nın bir daha yaşayamayacağı bu barış dönemi, arkasından nüfus artışını getirdi. Araştırmacılara göre ilk yüz yıl içinde nüfus iki kat artarak 130 milyona ulaşmıştı. Yani o dönem dünyadaki her dört kişiden 1'i Roma vatandaşıydı.


Konuyla ilgili: Roma'yı Akdeniz gücü yapan Roma deniz muharebeleri


Roma, vatandaşlarına her türlü olanağı sağlamak için Doğu ülkelerine ticaret yolları kurdu ve bunları zamanla kollara ayırdı. Akdeniz bölgesine özgü tüketim ürünleri ve gıdalar Çin ve Hindistan'a satılıyor, onlardan da başta ipek olmak üzere tarçın ve biber gibi ürünler alınıyordu. Roma'nın Doğu ülkeleriyle olan ticareti asırlar boyu sürerken, kültürel ve diplomatik ilişkiler olabildiğince güven zeminine oturmuştu. Fakat Roma İmparatorluğu'nun adım adım zayıflaması ve özellikle 7. yüzyılda başlayan Arap istilaları sonrası Mısır'ın kaybedilmesi, Roma'nın Doğu ticaretine son vermiştir.

Roma ticareti: İmparatorluk öncesinde Doğu ticareti

Gerçekte Akdeniz bölgesinin Doğu ile yaptığı deniz ticareti Roma'dan da daha eski bir geçmişe gidiyor. MÖ 3000'li yıllarda Mısır gemileri, o dönem Kızıldeniz kıyısına kendileri için değerli olan tütsü satın almak giderdi. Çünkü tütsü hem dini etkinliklerde hem de ölü bedenleri mumyalarken kullanılan bir malzemeydi. Daha sonra firavunlar, Mısır ticaret gemileri için Mısır'ın Kızıldeniz şeridine bir liman inşa ettiler. Antik belgelere göre, Kraliçe Hatşepsut kendileri için uzak ve mitolojik bir yanı olan "Punt" ülkesine (Somali) birkaç gemi yollamıştır. Mısır'ın bu Afrika yolculuğu kesin olarak sonuç vermiş ve Mısır'a altın, fildişi ve buhur gibi maddeler ulaşmıştır.

Pers toplumu da Doğu topraklarının zenginliğine karşı koymaya çalışmamıştı. Aynı şekilde büyük komutan Büyük İskender ve sonra gelenler de aynı şekilde hareket edecekti. Mısır'ın yönetimini ele geçiren Ptolemaios hanedanı da Kızıldeniz'deki limanları tekrar kurmuş ve bu noktayı Afrika fillerinin sevk noktası olarak belirlemiştir. Bu hazır sistem Roma İmparatorluğu'nun Doğu ülkeleriyle olan işbirliğini kolaylaştıracaktı. Tarihçi Strabon'a göre, MÖ 118 yılında Ptolemaioslar, denizde boğulmak üzere olan bir Hint denizcisini kurtararak Hindistan ticaretini başlatmışlardı. Fakat Doğu ile olan ticaret her zaman bir noktada sınırlı bırakılmıştır. O dönemlerde büyük denizlerde yol almak hem ölümcül hem de karlılık açısından (Ptolemaios Mısır'ı yüzünden) ilgi çekici değildi.

Roma Mısır'da yönetimi ele geçiriyor

Augustus
Augustus von Prima Porta (20-17 v. Chr.), aus der Villa Livia in Prima Porta, 1863.

Bu sınırlı ticari ilişkiler Roma ile beraber tamamen değişti. MÖ 30'da Octavian (Octavianus ve daha sonra Augustus), Mısır'ı ele geçirerek kendi toprağı haline getirdi. Diğer yandan Doğu ile aralarındaki deniz yoluna özellikle yakın ilgi gösterdi. Hatta tüccarların ilgisini çekmek için Ptolemaios zamanındaki bütün sınırlamalara son verdi ve lejyonlardan çöl bölgelerine ulaşım hatları yapmasını istedi. Kısa süre içinde Hindistan'a gitmek çok karlı bir duruma geldi. Yine Strabon'un anlattığına göre, Augustus liderliğinde Hindistan ticaretindeki gemi sayısı 6 kart artarak 120'nin üzerine ulaşmıştı. Kısa süre içinde sıra dışı doğu malları ve yiyecekleri, Akdeniz insanlarını bağımlı hale getirecekti. Varlıklı Roma sınıfı başta pahalı kumaşlar olmak üzere mücevher ve elbette kölelere sahip olmaya başladı.

Roma ve Doğu arasındaki ticaret yolu kalıcı hale getirildi. Bu sayede diplomatik temaslar sıklaşacaktı. Tarihçi Florus, Hindistanlıların Roma ile ittifak müzakerelerini başlatması için elçiler gönderdiğini söyler. Elbette bu ittifak çok etkili olamazdı. Çünkü aradaki mesafe çok uzaktı. Fakat Augustus o dönemde Roma İmparatorluğu'nun doğumunu başlatacaktı ve bu ilişkiler sayesinde bazı fırsatları kolladı. Çünkü Doğu elçilerinin Augustus'u ziyaret etmesi, Augustus'un İmparatorluk iddiasına meşru bir zemin kazandırıyordu. Hatta bu durum Vergilius'un Aeneis eserinde geçen, "Imperium sine fine (Sonu olmayan imparatorluk)" benzetmesine de adeta bir gerçeklik kazandırdı.

Roma'nın Hindistan'a yelken açması

Roma'nın Doğu'daki ticari ilişkileriyle ilgili temel kaynak Periplus Maris Erythraei (Periplus of the Erythraean Sea)'dir. Bu seyir kılavuzu MS 50 yılında kaydedilmiş ve Kızıldeniz ve ötesine gidilen mesafeleri detaylı şekilde not almıştır. Ana limanların ve geçiş noktalarının listesi, bunlar arasındaki uzaklıklar, ne kadar sürdüğü ve yapılan yolculuğun amacı bu defterde yer almaktadır. Örneğin gemilerin İtalya'daki ana limanlar olan Ostia ve Puteoli'den İskenderiye'ye ulaşması tam 20 gün sürmüştür. Limandaki mallar 18-21 gün geçtikten sonra Kızıldeniz'deki Berenike ve Myos Hormos limanına getiriliyor. Burada izlenen rota Nil nehri ya da develerin kullanıldığı karayolu olmuştur.

Kızıldeniz limanlarındaki mallar Afrika ve Hindistan'a doğru başlayacak yolculuk için gemilere aktarılırdı. Bal-el Mendeb'den geçen gemiler gideceği yerlere göre ayrı yönlere dağılıyordu. Örneğin Afrika limanlarına gidilecekse Afrika Boynuzu'nun çevresini dolaşmak ve daha sonra rotanın güneye döndürülmesi gerekiyor. Gemi Hindistan'a gitmek istiyorsa Arabistan'ın güneyindeki Aden ve Qana limanlarına yönünü belirlemeliydi. Kıyı şeridindeki durgun sulardan uzaklaşan gemiler, yazın muson rüzgarlarını arkalarına alarak Hindistan'a ulaşabiliyordu.

Roma ticaret gemilerinin Hindistan topraklarını görmesi, iki haftası açık denizlerdeki boğuşmalar olmak üzere 2 ay 10 gün sürmüştü. İlk varılan liman Barbaricum olmuştu (günümüzde Karaçi, Pakistan). Burası Çin ipeği, Afgan lapis lazuli taşı, diğer değerli eşyalar ve lüks keten gibi mallar için geçiş limanıydı.

Diğer depolama noktası ise Malabar Sahili'ndeki (karabiber ve malabatrumu ile ünlü) zengin baharat ambarı Muziris'ti. Son olarak, Roma gemileri rotanın en güney ucundaki Taprobane adasına (günümüzde Sri Lanka) ulaştı. Burası Güneydoğu Asya ve Çin ticaretinin transit limanıydı. Romalıların bu yolculuğu tam 1 sene sürüyor.

Roma'nın Çin bağlantısı

MS 643 yılında Tang İmparatoru Taizong'a gönderilen Doğu Roma elçiliğinin bir illüstrasyonu
MS 643 yılında Tang İmparatoru Taizong'a gönderilen Doğu Roma elçiliğinin bir illüstrasyonu.

Roma gemileri MS 200'lerin ortalarında Vietnam'a geldi ve MS 166'da ilk Roma elçisi Çin'e gelecekti. O yüzyılda Han hanedanın egemenliğinde olan Çin Roma için önemli bir ticari partnerdi. Çin'in en önemli ihracatı olan ipek, Romalılar arasında çılgınlar gibi seviliyordu. Halk arasında Çin'in ismi Seres yani İpek Krallığı olarak değiştirilmişti. Roma Cumhuriyeti yıllarında ipek çok nadirdi. O kadar nadirdi ki, tarihçi Florus şöyle ifade ediyor;

Carrhae Muharebesi yaşanırken Part ordusunun ipekten yapılmış sancakları, Marcus Licinius Crassus'un askerlerini hayran bırakmıştı.

Florus

İpek kumaşının Roma'da iyice yaygınlaşması 2. yüzyılda gerçekleşti. Çok pahalı olmasına rağmen farklı sınıftan her insan ulaşmak istiyordu. Bu pahalı mal öylesine aranan bir şeydi ki, yazar Yaşlı Plinius'a göre Roma ekonomisini borçlandıran şey herkesin ipek almak için maddi durumlarını zorlaması olmuştu.

Elbette Yaşlı Plinius'un tepkisi abartı barındırıyor olabilir. Yine de doğu ile 200 yıl boyunca süren bu ticaret, Roma İmparatorluğu'ndan bir miktar servetin dışarıya çıkmasına neden olmuştur. Bunun başlıca nedeni ise şüphesiz ipek ticaretiydi. Yapılan ticaretin ölçeği Hindistan'ın güneyinde bulunan Roma sikkeleriyle de anlaşılıyor. Diğer yandan Vietnam ve Çin'de daha az sayıda sikkeler ele geçirildi. Bu da bize bölgedeki etnik grup olan Tamilli tüccarların imparatorluklar arasındaki aracılıklarını büyük oranda doğrulamıştır.

Yapbozun başka bir önemli parçası Fransa'daki Madrague de Giens civarında bulunan büyük Roma kargo gemisinde bulundu. Bu gemi 40 metre uzunluğundaydı. Yaklaşık 400 ton ağırlığıyla 5000 ila 8000 arası amfora (Antik dönemlere has bir çömlek) taşıyabileceği tespit edildi. Bu enkaz Akdeniz'in batı sularında bulunsa da, burada öğrendiğimiz şey, Roma'nın okyanus ortamına uygun gemileri inşa edebilecek teknolojiye ulaşmış olmalarıdır.

Roma'nın Doğu ile ticaretinin sonlanması

Cosmas Indicopleustes tarafından yapılmış dünya haritası.
Cosmas Indicopleustes tarafından yapılmış dünya haritası. Harita kuzey üstte olacak şekilde yönlendirilmiştir.

Roma'nın Hindistan ve Çin'e giden rotası, elbette Doğu ticaretinin tek yolu değildi. Fakat en ucuz ve en sorunsuz rota olduğu da kesindi. Çünkü İpek Yolu kara yolunun büyük bölümü Roma'nın kontrol edebileceği bir yer değildi. En önemlisi Romalılar Part ve Palmira ile yaptıkları alışverişlerde gümrük vergisine tabi tutuluyordu. MS 300'lü yılların sonunda İmparator Aurelianus Palmira'yı ele geçirdiğinde işler biraz daha değişti. Böylece İpek Yolu'nun en batısı Roma'nın kontrolünde olacaktı. Fakat bölgede Sasani gücünün ortaya çıkışıyla başlayan savaşlar, kara yolu ticaretini zorlaştıracaktı. Aynı şekilde Basra Körfezi'de Roma İmparatorluğu'nun kontrol edemediği bir güzergah halindeydi.

Bunlar düşünüldüğünde Roma'nın tek şansı vardı; Kızıldeniz ve Hint sularından geçen deniz yolu. Gemiler zamanla azalsa da seferler sürdürüldü. 6. yüzyılda yaşamış bir tüccar olan Cosmas Indicopleustes'in "Hristiyan Topografyası" adlı çalışmasında, Hindistan ve Taprobane limanına yaptığı yolculuk her noktasına kadar anlatılıyor. Aynı yıllarda Romalılar İstanbul (Konstantinopolis)'a ipek böceği yumurtasını kaçak yollardan getirerek önemli bir hamle yapmış ve Avrupa kıtasında ipek kumaşı üstünde tekel olmuştur. Yine de Doğu hala çekiciliğini korudu.

Her şeyin üstünden çok zaman geçmiş ve bazı sorunlar bir şekilde çözülürken, 7. yüzyılın ortalarında İslam orduları bir anda Mısır'ı ele geçirdi. Roma'nın Hindistan ve Çin ile 670 yıldır devam eden ticareti sona erecekti. Fakat 15. yüzyılda Osmanlı Türkleri Doğu'ya giden ticareti engellediğinde, Avrupalıların Keşifler Çağı'nı başlatmasına neden oldu. Çünkü Hindistan'a giden ticaret yolu yeniden açılacaktı.